AMASYA
Tarihin Yazıldığı Şehir
Tarihi ve kültürel değerleriyle bir açık hava müzesi niteliği taşıyan Amasya, 8 bin 500 yıla uzanan geçmişiyle “tarihin tanığı” olarak anılsa da “tarihin yazıldığı şehir”dir aslında.
O mağrur duruşunun ardında krallar, sultanlar, bilim insanları, sanatkârlar, şairler yetiştirmiş olmanın vakarı var. Harşena Dağı'nın eteklerinden Yeşilırmak boyunca uzanan bu daracık boğazda onlarca medeniyetin sesi yankılanıyor hâlâ. Hitit Tanrısı Teşup'tan Ana Tanrıça Ma'ya, Mitridat'tan Yıldırım Bayezid'e, Strabon'dan Şeyh Hamdulah'a, Mihri Hatun'dan Ferhat ile Şirin'e kadar niceleri selam duruyor Amasya'ya. Sarp kayalıklara oyulmuş kral mezarları, Yalıboyu'ndaki cumbalı konaklar, II. Bayezid Külliyesi tanıklık ediyor bu reveransa. 7 bin 500 yıla dayanan geçmişiyle "tarihin tanığı” olarak anılsa da "tarihin yazıldığı şehir” aslında Amasya. Mustafa Kemal Atatürk'ün, Cumhuriyetin kuruluş belgesini burada imzalaması tesadüf değildir kuşkusuz.
Tarihi ve kültürel değerleriyle bir açık hava müzesi niteliği taşıyan bu şehir doğasıyla da görenleri kendine hayran bırakıyor. Dünyanın en güzel misket elması, kirazı, şeftalisi ve bamyasının yetiştiği bu topraklar, sıcakkanlı ve misafirperver halkıyla kucak açmış sizleri bekliyor. Unutmayın, "Amasya'yı görmediyseniz, henüz en güzelini görmediniz demektir."
Ana Tanrıça Mâ'nın Şehri
Tıpkı eski çağlardaki diğer Anadolu şehirlerinde olduğu gibi, Amasya'nın da mitolojik bir kuruluş öyküsü var. Roma İmparatoru Septimius Severus (M.S. 193-211) dönemine ait bir Amasya sikkesi üzerinde yer alan yazıta göre, Amasya kentinin kurucu tanrısı Hermes'tir, Hitit belgelerinde şehrin bilinen ilk adı Hakmiş olarak geçer. Bu ismin Perslerin bölgedeki hâkimiyetine kadar kullanıldığı sanılır. Amasya'nın Mitridates Krallığı Dönemi'ndeki adı ise "Amasseia"dır. Özellikle MÖ II. yüzyıldan itibaren darp edilen Amasya şehir sikkelerinde Amasseia ibaresi açıkça görülür. Zaten coğrafyacı Strabon'da Amasya için Amaseia sözcüğünü kullanmıştır.
Amaseia sözcüğü, "Ana" anlamına gelen ve özellikle "Ana Tanrıça"yı kasteden 'Ama' ve onun çeşitlemesi olan 'Mâ' ibaresi ile bağlantılıdır. Bundan hareketle denilebilir ki, Amaseia "Ana Tanrıça Mâ'nın şehri” anlamına gelir. Ana Tanrıça Mâ, Perslerin Anadolu'yu fethinden sonra tapımı yaygınlaşan doğu kökenli bir tanrıçadır. Aynı zamanda bu tanrıça Mitridates ve Kapadokya'nın yerel tanrıçasıdır. Amaseia sözcüğü de Persler zamanındaki asıl söyleniş şeklinin Helen ağzına uydurulmuş biçimidir.
Roma döneminde Amaseia adı fazla bir değişikliğe uğramadan Amacıac (Amasia) olarak kullanılır. Bu isim İmparator Septimius Severus, Caracalla ve Severus Alexander döneminde darp edilmiş Amasya şehir sikkelerinde görülür. Bizans Devri'nde de bu isim değiştirilmeden kullanılır. Danişmendliler zamanında ise bazen Amasiyye, bazen de Şehr-i Haraşna olarak anılır. Selçuklu, İlhanlı, Beylikler ve Osmanlı İmparatorluğu döneminde de Amasya adı herhangi bir değişikliğe uğramadan günümüze kadar gelmiştir.


Arkeolojik araştırmalara göre Amasya’da ilk yerleşim MÖ 7000-6500 yıllarında başlar.
Uygarlıklar Beşiği
Yapılan arkeolojik araştırmalara göre, Amasya’da ilk yerleşim MÖ 6500 yıllarında başlayıp, Geç Neolitik, Erken Kalkolitik, Tunç Çağı, Hatti, Hitit, Frig, Kimmer, İskit, Lidya, Pers, Hellenistik, Pontus, Roma, Bizans, Danişmend, Selçuklu, İlhanlı ve Osmanlı dönemlerinde de kesintisiz olarak devam eder.
Kentte halen bu dönemlerin arkeolojik yerleşim yerlerine ait izlere rastlamak mümkündür. Amasya merkezinde uygarlıklarından derin izler bırakan Pontus krallarının (MÖ 333 – MÖ 26) kayaları oymak suretiyle yaptırdıkları Kral Kaya Mezarları, bugün bile Amasya'nın anıtsal eserleri arasında yer alır. MÖ 26 – MS 395 tarihleri arasında Roma egemenliğine geçen kentte bu uygarlığa ait su kanalı, kale ve köprü gibi bazı eserler günümüze ulaşmıştır.
700 yıl Bizans egemenliğinde kalan Amasya'yı, Malazgirt Zaferiyle Anadolu'ya gelen Alparslan'ın komutanlarından Melik Ahmet Danişment Gazi, 1075 yılında fethederek bölgede ilk Türk egemenliğini kurar. Bu tarihten sonra Amasya'da Selçuklu hâkimiyeti başlar. Selçuklu vali ve emirlerinin yaptırdıkları medrese, cami, türbe gibi eserlerle kent, Anadolu'nun en büyük kültür merkezi haline gelir. Selçukluların Kösedağ Savaşı'nda Moğollara yenilmesinin ardından 1246 yılında başlayan Moğol istilasında, ilk Amasya Valiliği Seyfettin Torumtay'a verilir. 1265'te ise Anadolu'yu hâkimiyetleri altına alan İlhanlılar, kentin yönetimine el koyar. Bu dönemde yaşamış bazı İlhanlı şahsiyetlerinin mumyaları halen Amasya Müzesi'nde teşhir ediliyor.


Amasya, Osmanlı padişah ve şehzadelerinin gösterdikleri özel ilgi nedeniyle, “Şehzadeler Şehri” olarak ünlenmiştir.
1341 yılından sonra kentte Uygur Türklerinden Ertana Beyliği hâkimiyet kurar. Takvimler 1386'yı gösterdiğinde Şehzade Yıldırım Bayezid Amasya'yı Osmanlı topraklarına katar. 1402'de Osmanlı birliğinin bozulmasına sebep olan ve Timur'un zaferi ile sonuçlanan Ankara Savaşı, Osmanlılarda şehzadeler arasında bir mücadeleye dönüşür. Amasya Valisi Çelebi Mehmet duruma el koyup, ikinci defa Osmanlı birliğini sağlar.
Amasya, Osmanlı padişah ve şehzadelerinin gösterdikleri özel ilgi nedeniyle, "Şehzadeler Şehri " olarak ünlenmiştir. Şehzade Yıldırım Bayezid, Çelebi Mehmet, Şehzade Murat (II), Şehzade Ahmet Çelebi, Şehzade Mehmet (II), Şehzade Alâeddin, Şehzade Bayezid (II), Şehzade Ahmet, Şehzade Murat, Şehzade Mustafa, Şehzade Bayezid ve Şehzade Murad (III) çeşitli tarihlerde Amasya'da valilik yapmışlardır. Bu dönemde birçok âlim ve ulemanın yetiştiği, saray, çeşme, medrese, cami, türbe gibi kalıcı eserlerin inşa edildiği kent bir kültür merkezi olarak tarihteki yerini alır. Günümüze kadar ulaşan bu eserler, Amasya'nın köklü geçmişine ışık tutmaya devam eder.
Tarihin akışı içerisinde önemli roller üstlenen Amasya, Kurtuluş Savaşı sırasında da yine ön plana çıkar. Milli Mücadele'nin 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun'da atılan ilk adımı, 12 Haziran 1919'da Mustafa Kemal'in Amasya'ya gelmesiyle devam eder.
Kurtuluş mücadelesinin planları burada hazırlanır, Erzurum ve Sivas kongrelerinin toplanmasına yine burada karar verilir. 22 Haziran 1919 tarihinde yayımlanan "Amasya Tamimi" ile "Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır" denilerek Milli Mücadele ateşi buradan yakılır. Bundan dolayıdır ki Amasya, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu yolunda ilk önemli adımın atıldığı ve ilk yazılı belgenin deklare edildiği kenttir.


Dünyaya yön veren ünlüler yetiştirdi
Tarih boyu 17 medeniyete ev sahipliği yapan Amasya, bağrında pek çok ilke imza atmış ve ünü yaşadığı dönemlerden günümüze kadar ulaşmış nice bilim, devlet ve sanat insanı yetiştirmiştir.
İsimleri ve eserleriyle tarihe mal olan bu ünlülerin başında coğrafyacı ve tarihçi Strabon gelir. MÖ 63'te Amasya'da doğan ve Roma aristokratlarıyla kan bağı olduğu düşünülen Strabon, varlıklı bir ailenin çocuğu olduğu için iyi öğrenim görmüştür. Amasya'dan ayrılıp Nil boyunca gezen, batıda Sardunya, kuzeyde Karadeniz, güneyde Etiyopya'nın sınırlarına kadar seyahat ettiği söylenen ve Roma'da uzun yıllar geçiren ünlü coğrafyacı, bu seyahatleri sırasında tarih, coğrafya, felsefe konularında çalışmış, bilgi toplamış ve eserlerini yazmıştır. Ardından Amasya'ya dönen ve hayatının geri kalan 26-27 yıllık kısmını burada geçiren Strabon MS 26 yılında burada vefat etmiştir. Tarihle ilgili 43 kitaptan oluşan eserinden geriye çok küçük bölümler kalmıştır. En ünlü eseri o dönemin bilgisine göre dünya coğrafyasını anlattığı Geographika'dır. Antik dünyanın ünlü coğrafyacıları arasında yer alan Strabon'un bu ünlü eseri birçok dile çevrilmiştir.


Strabon "benim memleketim" dediği Amasya'dan şöyle bahseder:
"... Benim şehrim; içinde İris (Yeşilırmak) nehrinin aktığı geniş ve derin bir vadide kurulmuştur. İnsan emeği buraya hem şehir hem kale karakterlerini çok iyi şekilde sağlamıştır. Çünkü burası çok yüksek ve sarp kaya olup dimdik nehre doğru iner. Ve nehir etrafından şehrin kurulmuş olduğu yerde sahilde bir duvar ve her iki tarafta da sivri tepelere doğru uzanan duvarlar vardır. Bu tepeler iki tane olup tabii bir şekilde muhteşem bir kule gibi yükselmektedirler. Bu çevre içinde kralların hem sarayları hem de mezar anıtları bulunur. Her ne kadar şimdi bir eyalet ise de Amaseia (Amasya) bir zamanlar krallara aitti..."
Dünya tıp tarihinde önemli bir yeri olan Sabuncuoğlu Şerafettin de Amasyalıdır. Aldığı tıp eğitimi ile 17 yaşında hekimlik yapmaya başlayan ve hayatı boyunca tıp alanında 3 önemli eser yazan Sabuncuoğlu Şerafettin'in eserleri günümüzde de hekimlere ışık tutar.
Amasya'da yetişen bir diğer ünlü isim, hattatların piri olarak tanınan Şeyh Hamdullah'dır. Osmanlı hat sanatının temelini Amasya'da atan ve İslam yazı sanatını zirveye taşıyan Şeyh Hamdullah'ın sanatına yaklaşan çok az kişi olmuştur. II. Bayezit'ın Amasya'da şehzadelik yaptığı dönemde kendisiyle yakından ilgilendiği ve yazı hokkasını tutarak ona hizmet ettiği anlatılır.
İlk kadın divan şairi Mihri Hatun da kentin adını dünyaya duyuran ünlüler arasındadır. Mihri Hatun tarafından kaleme alınan bir yazma divanının İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde olduğu bilinirken, bu divanın birer nüshası Fatih Millet Kütüphanesi ve Ayasofya Kütüphanesi'nde bulunur.
Bunların yanı sıra kentin başkent olduğu Pontus döneminin ünlü kralı Mitridat, Yıldırım Bayezid'in Timur'a esir düştüğü Ankara Savaşı'nda Şehzade Mehmed'i kuşatmadan kurtarıp Amasya'ya getiren Bayezid Paşa, binden fazla Kur'an-ı Kerim yazdığı bilinen islam hukuku uzmanı, şair ve yazar Yakut-ül Musta'ssım, Timur'un çok sevdiği ilim adamları arasında bulunan Pir İlyas, 15. yüzyılın Osmanlı tarihçilerinden Aşık Paşazade, Osmanlı Dönemi'nde Amasya Mevlevihanesi'nde şeyhlik yapan Şeyh Mehmed Cui, fetret döneminden sonra kendi adına sikke yaptıran Yörgüç Paşa, Fatih Sultan Mehmed'i İstanbul'un fethine hazırlayan Akşemseddin, Viyana Kuşatması'ndan sonra idam edilen Merzifonlu Kara Mustafa Paşa ve dağları deldiren bir aşk hikâyesinin kahramanları Ferhat ile Şirin de Amasyalıdır.


Açık Hava Müzesi Gibi
Zengin tarihi ve kültürel yapısıyla Türkiye'nin başlıca kültür turizm merkezlerinden biri haline gelen Amasya, geçmişten günümüze taşıdığı izlerle tarih ve kültür meraklılarını cezbediyor. Topraklarında ağırladığı her medeniyete dair eserlerin yoğunlaştığı kent merkezi, adeta bir açık hava müzesi niteliği taşıyor. İnce işçilikleri ve ihtişamlarıyla görenlerde hayranlık uyandıran başlıca eserler şunlar:
Kral Kaya Mezarları: Helenistik dönemde, Amasya'yı İÖ 301'den İÖ 183 yılına kadar başkent olarak kullanan Pontus krallarına ait olan Kral Kaya Mezarları, Harşena Dağı'nın güney eteklerine, kalker kayalara oyularak yapılmıştır.
Hatuniye Mahallesi'nin dar sokaklarında ve tren yolunu geçerek çıkılan mezarların arasında, kayaya oyulmuş yollar ve merdivenler bulunur. Yeşilırmak Vadisi boyunca, irili ufaklı 21 mezar olduğu bilinmekle birlikte bunlardan sadece birkaç tanesi günümüze ulaşmıştır. Kaya mezarlarının içlerinden çok, arkalarına oyulmuş geçitler dikkat çekicidir. Bu bölgedeki büyük mezarlardan. birinin yanında, nehre kadar uzandığına inanılan bir tünelin başlangıcı vardır. Kalker kayalara oyularak yapılan bu mezarlar yapı ve büyüklükleri itibarıyla kente hâkim bir noktadadırlar.


Harşena Kalesi: Yeşilırmak'ın kuzeyinde bulunan ve Harşena Dağı adı verilen dik kayalıklar üzerinde yer alır. Kalenin, Belkis, Saray, Maydonos ve Meydan adlarında dört kapısı, kale içinde Cilanbolu adlı bir su kuyusu, sarnıcı ve zindanları bulunur. Kaleden 70 metre aşağıda Yeşilırmak Nehri'ne ve kral mezarlarına kadar uzanan MÖ 3. yüzyıla ait merdivenli bir yeraltı yolu ile burç ve cami kalıntıları görülmeye değer niteliktedir. Kalenin güney eteğinde Osmanlılar tarafından kullanılmış olan Kızlar Sarayı'na ait kalıntılar ile yamaçlarda yerden 20-25 metre yükseklikte düz bir duvar halinde kalker kayalara oyulmuş olan MÖ 3. ile 2. yüzyıllara ait irili ufaklı 7 adet kaya mezarı bulunur. Timur'dan kaçan Osmanlı Şehzadesi I.Mehmet Çelebi'nin bu kaleye sığındığı anlatılır.
Amasya Müzesi: 1925 yılında temelleri atılan Amasya Müzesi, 13 ayrı medeniyete ait 24 bin civarında eseri ile bölgenin en modern ve en zengin müzesi. 3 katlı müzenin bodrum katında depoları, laboratuarı, fotoğrafhane ve diğer hizmet birimleri, alt katta sikke ve arkeolojik eserler salonu ile dinlenme salonları, üst katta ise Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait eserlerin teşhir edildiği etnografik ve mumyalar salonu, konferans, sergi salonu ve kaybolmak üzere olan el sanatları reyonları bulunuyor. Bahçede ise; lahitler, mezar stelleri, mil taşları, sütun ve sütun başlıkları, İslami dönem kitabe ve sandukaları teşhir ediliyor. Ayrıca, bahçe içerisinde Selçuklu Sultani I.Mesud' a ait türbe ve Osmanlı Dönemi Narlıbahçe Çeşmesi de yer alıyor.
Sultan II. Bayezid Külliyesi: Sultan II. Bayezid adına, 1485-86 yılları arasında cami, medrese, imaret, türbe, şadırvan ve çeşmeden ibaret bir külliye olarak yapılmıştır. 15. yüzyılın son çeyreğinde yan mekânlı cami mimarisinin gelişmiş bir geçiş dönemi örneğidir. Cami beş kubbeli bir cemaat yeri ile geniş bir kemerle birbirine bağlanan arka arkaya iki kubbeli mekân ve buraya açılan yan mekânlardan ibarettir. Doğu kısmındaki minaresi renkli taşlarla yivli, batı kısmındaki minare ise palmetlerle süslü olarak yapılmıştır. Batıda "U" plan şemasına sahip medrese mevcuttur. Doğudaki "L" plan şemalı yapı, imaret ve konuk evidir. Her iki minare hizasında bulunan yaşlı çınar ağaçlarının külliye ile yaşıt olduğu tahmin edilmektedir.
Ferhat Su Kanalı: Geç Helenistik - Erken Roma dönemine ait olan bu kanal, antik Amasya kentinin su ihtiyacını karşılamak üzere kayalar oyulup tüneller açılarak, yer yer duvar örülerek ve arazi eğimine uygun, su terazi sistemine göre yapılmıştır. Ferhat dağının eteklerinde bulunmasından dolayı, ünlü halk hikâyesi Ferhat ile Şirin'e konu olmuştur.


Minyatür Amasya Müzesi: Amasya Valiliği tarafından yaptırılan Amasya Maketi, Amasya'nın 1914'lü yıllarını yansıtır. Aynı zamanda 1/150 ölçekte olan Mini Amasya şehrin coğrafi dokusunu olduğu gibi yansıtır. İki yılda tamamlanan makette şehrin hem gündüzünü, hem gecesini bütün dinamikleri ile görmek mümkün. Sultan Beyazıt Cami Külliyesi içindeki tarihî yapıda yaklaşık 80 metrekarelik bir alanda oluşturulan, çevresiyle birlikte 178 metrekarelik bir alanda sergilenen "Şehri Amasya" maketi, konuklarını ağırlamaktadır.
Bimarhane: İlhanlı döneminden günümüze ulaşan tek eser olan Bimarhane, İlhanlı Hükümdarı Sultan Mehmet Olcaytu ve hanımı Uduz Hatun adına, Anber Bin Abdullah tarafından 1308-1309 yılında yaptırılmıştır. Yapının özellikle ön cephesi sanat bakımından çok değerlidir. Anadolu Selçuklu mimarisinin orijinal sütun başlıkları olan geometrik yaprak tezyinatlı ve mukarnaslı sütun başlıkları kullanılmıştır. Orijinal kullanımı dikdörtgen planlı, açık avlulu ve iki eyvanlı bir darüşşifa medresesi olan yapı, günümüzde Sabuncuoğlu Şerafettin Tıp Özel Müzesi olarak kullanılmaktadır.
Hazeranlar Konağı: Yeşilırmak kenarında tarihi sur duvarı üzerinde bodrum üzeri iki kat olarak düzenlenmiş olan Yalı evleri dizisindeki en güzel konaktır. 1865 yılında inşa edilen bu konak Osmanlı döneminin en zarif sivil mimari örneklerinde biridir. Taşınmaz, ahşap çatkı arası kerpiç dolgulu düzenlenmiş olup, günümüzde Müze Ev olarak kullanılmaktadır.


Kapıağa (Büyükağa) Medresesi: Sultan II. Bayezid'in Kapı Ağası Hüseyin Ağa tarafından 1488 yılında yaptırılmıştır. Ön Asya ve Selçuklu mezar anıtlarında görülen sekizgen plan şeması fonksiyon itibariyle ilk defa bu medresede tatbik edilmiştir. Günümüzde Kuran kursu olarak faaliyet göstermektedir.
Saraydüzü Kışlası ve Milli Mücadele Müzesi:
Mustafa Kemal Atatürk'ün Cumhuriyete giden yolda hazırladığı ilk yazılı belge olan Amasya Tamimi'nin kaleme alındığı Saraydüzü Kışlası'nın bire bir aynısı olarak yeni yapılan komutanlık binası ışıklandırması ile geceleri göz kamaştırır. Kışla binasının içindeki müze kısmında Milli Mücadelenin başladığı ve Ulu Önder Mustafa Kemal'in 12 Haziran 1919 günü Amasya'yı ilk ziyaretleri ve Amasya Tamiminin kaleme alınış anı balmumu heykellerle canlandırılmıştır.
Şehzadeler Müzesi: Amasya Şehzadeler Müzesi, 1800'lü yıllarda inşa edilen ve mal sahibi tarafından 1986 yılında yıktırılan, Yalıboyu evleri olarak isimlendirilen 67 tescilli konaktan birisidir. 2007 yılında Amasya Valiliği tarafından aslına uygun olarak inşa edilen bina, İl Özel İdaresi Özel Şehzadeler Müzesi olarak 2008 tarihinde ziyarete açılmıştır. Alt katta Amasya'da valilik yapan fakat sultan olma fırsatı bulamayan şehzadelerin balmumu heykelleri, üst katta ise Amasya'da valilik yaptıktan sonra Osmanlı Devleti'nde sultan olan padişahların balmumu heykelleri sergilenmektedir. Halifet Gazi Kümbeti: 1225 yılında Selçuklu Emirlerinden Halifet Alp İbni Tuli için inşa edilen Halifet Gazi Kümbeti, Selçuklu türbeleri tarzında kare bir taban üzerine sekizgen planlı kule şeklinde yapılmıştır. Türbenin mekân kısmında bir sanduka bulunur. Sandukanın güneye bakan kısmında kabartma olarak kıvrık boynuzlu birer koç kafası vardır. Bu iki koç kafasında iki tane eros figürü kabartması başı görülür. Türbe güney cephesi haricindeki cepheler sade görünümlüdür.


Burmalı Minare Camisi: Dere Mahallesi'nde yer alan cami Selçuklu Sultanı II. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında Vezir Necmeddin Ferruh Bey kardeşi Haznedar Yusuf tarafından yaptırılmıştır. 1590'da deprem ile, 1602'de yangın sonunda hasar gören bina birçok onarım ve restorasyon sonucu orijinal görünümünü kaybetmiştir. Kıble duvarlarına dikey uzanan üç nefli bir plana sahiptir. Ahşap minberi kitabeli olup Mahkeme Camii olarak da bilinmektedir.
Gökmedrese Camisi ve Torumtay Türbesi:
1267 yılında Amasya Valisi Seyfettin Torumtay tarafından yaptırılmıştır. Cami medrese ve mezar odası ile kapalı bir külliye şeklindedir. Yanında bulunan kümbet mavi renkte çinilerle süslendiğinden Gökmedrese adını almıştır. Sadece kesme taş mimarisi olgun oranları ve süslemeleri bakımından Anadolu'da eyvan biçimli portalı olan sayılı camilerdendir. Selçuklu taş işçiliğinin özgün örneklerinden olan türbe, tuğla ve tek renkli koyu yeşil çinilerden meydana gelmiş zikzak motiflidir.
Bayezidpaşa Camii: Kunç Köprü'nün kuzey doğusundadır. Çelebi Mehmed devrinde, Amasya Valisi Bayezid Paşa tarafından 1414 yılında yaptırılmıştır. Ters T plan şemasına sahip zaviyeli milerdendir. Son cemaat mahallini çevreleyen mermer üzerindeki geometrik süslemeler, dikkat çekici özelikleri arasında yer alır.


Çilehane Camii: Sofular Mahallesi'nde, Pirler Parkı karşısındadır. Yakup Paşa tarafından 1413 yılında yaptırılmış olup mescit, türbe ve çile hücrelerinden oluşan bir Halveti Tekkesi'dir.
Taş Han: Amasya Mutasarrıfı Hacı Mehmet Paşa tarafından 1699 yılında yaptırılmıştır. Dikdörtgen plana sahip binada alt ve üst katlardaki dükkânlarla da bağlantılı iç batı cephedeki bir portalla dışarıya açılmaktadır. Doğu-batı ve kuzeyde dış cepheler birinci kat boyunca tonozlu dükkânlarla çevrilidir.
Amasya Köprüleri: Strabon'a göre Amasya'da 2 köprü vardı. Bu köprüler batıda Alçak Köprü ile doğudaki Kuş Köprüsü'dür. Bunun dışında ağaçtan yapılan Hükümet Köprüsü; taş direkleri suyun içindeki toparlak kemerlere dayanan Alçak Köprü; ağaçtan yapılmış Maydanos Köprüsü; yıkılmış olan Sultan Köprüsü; taştan yapılmış Meydan Köprüsü de sayılabilir. Günümüzde Yeşilırmak üzerindeki köprülerden sadece Kuş Köprüsü ilk hali ile kullanılmaktadır.
Ne alınır?
Misket elması, el baskısı yazma, yemeni, yassıçal dokuma, ev yapımı kuşburnu ezmesi, pirinç, semaver.
Ne yenir?
Amasya doğal, tarihsel ve kültürel değerleriyle olduğu kadar yöresel yemekleriyle de tanınır. Kentin mutfak kültüründe önemli yer tutan ve damakları şenlendiren lezzetler arasında en bilinenleri toyga çorbası, yarma çorbası, keşkek, etli bamya, bakla dolması, Amasya çöreği, yağlı katmer, yeşil fasulye kavurması, patlıcan çullaması, pancar (madımak), cıbır (kıymasız manti), yufka tatlısıdır.
Yapmadan dönmeyin
• Yeşilırmak Vadisi'nde Ferhat Dağı ve Amasya Kalesi eteklerinde kurulmuş açık hava müzesi gibi olan bu kenti, kuşbakışı Çakallar mevkisinden izlemeden,
• Çınar ağaçları altında semaver çayını yudumlarken, Yeşilırmak içerisinden yükselen Roma Dönemi sur duvarları üzerine dizilmiş Amasya tarihi Yalıboyu Evleri'ni, arkasında yükselen kalker kayalara ayrılmış Kral Kaya Mezarları'nı ve tepesindeki Amasya Kalesi'ni görmeden
• Taş işçiliğinin nadide örneği portale (kapı) sahip, İlhanlı Dönemi'nde hastane olarak kullanılan Bimarhane'yi (Darüşşifa) görmeden,
• Osmanlı Dönemi yapılardan birisi olan Sultan II. Bayezid Külliyesi'ni gezmeden,
• Amasya Müzesinin Mumyalar bölümünü ve Hitit Tanrı Heykelini (Teşup) görmeden,
• Hazeranlar Konağı'nı gezmeden,
• Şehzadeler Müzesi'ni gezmeden, Saraydüzü Kışlası ve Milli Mücadele Müzesi'ni görmeden,
• Minyatür Amasya Müzesi'ni gezmeden,
• Amasya misket elmasını ve kirazını yemeden,
• Doğa Harikası Yedikuğular Kuş Cenneti ve Borabay Gölü'nü görmeden dönmeyin.
Yazı: Derya Şahin Şan
| Bu içerik, Amasya Kültür ve Turizm Dergisi’nin Haziran 2012 tarihli 1. sayısında yayımlanmıştır.


Amasya'yı Keşfedin!
Şehri adımlarken daha fazlasını keşfetmek için rotanızı çizin...