

Aytül Büyüksaraç
Söyleşi: Derya Şahin Şan
Aytül Büyüksaraç, Türkiye'nin yetiştirdiği en önemli opera sanatçılarından biri. Henüz ilkokul çağlarında aldığı piyano dersleri ve annesinin o güzel sesiyle söylediği Napolitenler Büyüksaraç'a bambaşka bir dünyanın kapısını aralamış. Piyano derslerini konservatuvar öğrenimi izlemiş. Dokuz Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Şan Bölümü'nden mezun olan Büyüksaraç profesyonel sanat yaşamına İzmir Devlet Opera ve Balesi (İZDOB) solist sanatçısı olarak adım atmış.
Büyüksaraç şimdilerde profesyonelliğe adım attığı kurumda hem sanatçı hem de müdür-sanat yönetmeni olarak görev yapıyor. Sevil Berberi'nin "Rosina"sı, Saraydan Kız Kaçırma'nın Konstanze'si, Sihirli Flüt'ün "Gece Kraliçesi", Idomeneo'nun "Elettra"sı ve daha nice rollerle opera izleyicisinin gönlünde taht kuran Büyüksaraç, sahneden indiğinde ise sanatçısı olduğu kurumun yöneticilik gömleğini giyiyor.
"Benim için aslolan yöneticilik değil, sanatçılıktır. Bu koltuklar gelip geçicidir" diyen Büyüksaraç, İZDOB'un repertuarıyla Türkiye'deki diğer operalara ilham veren, pek çok kurumun cesaret edemediği ilklere heveslenen ve bunları başarıyla icra eden bir kurum olduğunu vurguluyor.
İzmir iş dünyasında tanınmış bir aileye mensupsunuz. Ancak bildiğimiz kadarıyla siz ailenin sanatla ilgilenen tek ferdisiniz. Sanat hayatınız nasıl başladı, operayı tercih etme sebebiniz neydi?
Büyüksaraç: Ailenin tek sanatçı ferdiyim, ancak annem de oldukça sanatsever bir yaratılışa sahipti. Kendisi konservatuvarda iki yıl piyano eğitimi almış. Lise öğrenimini tamamladıktan sonra ise radyonun açmış olduğu sınavlara katılmış ve Yurttan Sesler Korosu'nun ilk sanatçılarından olmuş. Ancak daha sonra evliliği nedeniyle ara vermek zorunda kalmış.
Benim sanatla ilgilenmem ilkokul çağlarımdayken evimize bir piyano alınmasıyla başladı. Annem o güzel sesiyle piyano derslerimize eşlik ederdi, Napolitenler söylerdi. Dolayısıyla benim kulağımda operalar kaldı. Opera dünyasına bu şekilde adım attım diyebilirim. İzmir Özel Türk Koleji'nden mezun olduktan sonra annemin teşvikiyle konservatuvar sınavlarına girdim ve Dokuz Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Şan Bölümü'nü kazandım. 5 yıllık konservatuvar öğrenimimi tamamladıktan sonra İzmir Devlet Opera ve Balesi'nin açmış olduğu sınavları kazanarak profesyonel solist sanatçı oldum. Uzun yıllar İzmir, İstanbul, Ankara'da ve yurt dışında konuk olduğum operalarda pek çok eserin baş rollerini söyledim. 1995 yılında İzmir Devlet Opera ve Balesi'nin Müdür ve Sanat Yönetmenliği'ne atandım. 6 yıllık müdürlük görevimin ardından eşimin işi nedeniyle geçici görevle gittiğim İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nde 2 yıl solistlik yaptım. Sonra tekrar İzmir'e döndük ve ben İzmir Operası'nda şarkı söylemeye devam ettim.
Devlet Opera ve Bale Genel Müdürlüğü görevine atanan Rengim Gökmen'in beni ekibinde görmek istemesiyle İzmir Devlet Opera ve Balesi Müdür ve Sanat Yönetmenliği görevine tekrar başladım.


Solist olarak göreve başladığınız bir kurumda müdür ve sanat yönetmeni olarak çalışmak nasıl bir duygu? Bu süreçte İZDOB'un yıllar içindeki gelişimini de gözlemlemiş olmalısınız.
Büyüksaraç: Aslında solistliğe ilk başladığım yıllarda elbette bir gün bu kurumun müdürü olacağımı hayal edemiyordum. Çünkü o zamanlar bu iş bana çok zor geliyordu. Ancak kademe kademe ilerledikçe, pek çok şeyi başardıkça bir süre sonra bunu hedefler duruma geliyorsunuz. Zaten eğer yönetim ve idari konularda birtakım güzel fikirlere ve kuruma artı değer katacak girişimlere başkanlık edebilecek potansiyele sahipseniz o konumlara getiriliyorsunuz. Beni de çok yakın çevremdeki insanlar hep bu yönde desteklediler. Aslında bu görevi ilk kabul ettiğim yıllarda oldukça gençtim. Açıkçası, başlangıçta korktum ancak daha sonra yavaş yavaş ne yapmam gerektiğini öğrendim. Bu kurumda yetiştiğim ve emekleme dönemimi de burada geçirdiğim için herkes bana çok destek oldu.
İZDOB bugün 500'e yakın çalışanıyla çok büyük bir aile. Aile diyorum çünkü bizler neredeyse ailelerimizden daha fazla çalışma arkadaşlarımızla bir arada oluyoruz. Bu nedenle birbirimize sıkı sıkıya bağlıyız. Herkes birbirini bir ailenin fertleri gibi sevip sayıyor. Ve İzmir halkına olması gerektiği gibi, en üst düzeyde sanat ürünleriyle hizmet vermeye devam ediyoruz.
Yöneticilik ve sanatçılığı birarada yürütmek zor olmuyor mu?
Büyüksaraç: Yöneticilik yaparken de sahneden uzaklaşmıyorum. Çünkü işimi çok seviyorum. Benim için aslolan yöneticilik değil, sanatçılıktır. Bu koltuklar gelip geçicidir, görev devir teslimi halindedir. Ben de bir gün zamanı geldiğinde elbette bu görevi teslim edip sanatçılığıma döneceğim. Bu nedenle sahneleri bırakıp sadece yöneticiliğe odaklanırsam, sanatımdan kaybedebileceklerim olabilir. Dolayısıyla kurumuma hem sanatçı hem de yönetici olarak hizmet vermeye devam ediyorum.
Opera ve bale toplumun belli bir kesimine hitap eden sanat dalları olarak görülüyor. Bu sanatları daha geniş kitlelere tanıtmak için neler yapılabilir?
Büyüksaraç: Opera ve balenin sanki sadece toplumun elit kesimine yönelik sanat dallarıymış gibi değerlendirilmesine katılmıyorum. İzmir Devlet Opera ve Balesi olarak yaptığımız seyirci istatistiklerinde gördük ki bizim seyircimiz sadece kentimizin üst tabakası değil, tam aksine orta gelirli ailelerden çok fazla seyircimiz olduğunu biliyoruz. Gençler de seyirci kitlemizin önemli bir bölümünü oluşturuyor. Ben bir sanatçı olarak gençlerin en fazla ilgi gösterdiği Cumartesi matinelerinde sahneye çıkmaktan çok mutlu oluyorum. Çünkü gençlerin coşkusu bir başka oluyor.
Opera ve bale sanatını daha geniş kitlelere tanıtmak bizim asli görevlerimiz arasında yer alıyor. Bu amaçla çok çeşitli turneler düzenliyoruz. Şehrimizin en ücra köşelerine kadar gidip bu sanatı tanıtmaya uğraşıyoruz ya da oralardaki gençleri, çocukları buraya getirip, opera ve bale izlemelerini sağlıyoruz. Örneğin bu yıl çocuklara yönelik Heidi adlı bir opera sahneliyoruz. Konak Belediyesi Selahattin Akçiçek Kültür Merkezi'nde sahnelediğimiz bu oyunu kentimizin varoşlarındaki çocukların da izlemelerini istiyoruz. Bu konuda Alsancak Rotary Kulübü ile birlikte hareket edip, onların desteğini alıyoruz.
Türkiye'yi yurtdışında tanıtacak pek çok projeye destek veriyorsunuz. Turkish Voice of Opera grubu da bunlardan biri. Bu yönde çalışmalarınız devam ediyor mu?
Büyüksaraç: Demet Eytemiz, Selmin Günöz ve Altuğ Dilmaç ile birlikte kurduğumuz "Turkish Voice of Opera" grubumuyla Fas'ta düzenlenen "Ulaslararası Marakeş Müzik Festivali'ne katıldık ve çok güzel tepkiler aldık. Dünyanın dört bir yanından çeşitli müzik gruplarının konuk olduğu bu festivalde. Türk opera sanatçıları olarak Türklerin sesini duyurmaya çalıştık, Türk bestecilerinin eserlerini seslendirdik. Biz festivale sadece piyano eşlikli gitmiştik fakat diğer grupların genellikle kendi yerel enstrümanlarını kullandıklarını ve bunun da çok ilgi çektiğini gördük. Bu nedenle Türkiye'ye döndükten sonra DEÜ Devlet Konservatuvarı Piyano Ana Sanat Dalı Öğretim Üyesi ve Piyanist Demet Eytemiz'in girişimi ile "Turkish Voice of Opera"yı "Türkiye Renkleri" haline getirdik. "Turkish Voice of Opera"nın devamı olan "Türkiye Renkleri"nde piyanonun yanı sıra kanun, bendir, kemençe, ud, ney gibi Türk müziği enstrümanlarından da yararlandık. İki bale sanatçısı, bir halk oyunları sanatçısı ve bir de semazeni grubumuza dahil ederek müziğimizi görsellikle de zenginleştirdik. Katıldığımız Kıbrıs'taki Lefke Festivali'nde çok olumlu tepkiler aldık ve ilgi çektik. Bunun dışında İzmir başta olmak üzere farklı yerlerde de Türkiye Renkleri'ni sahneledik. Bu yıl aynı grupla tekrar Kıbrıs'a gitmeyi düşünüyoruz.


"Aslolan sanatçılıktır"




Sizce Türk opera sanatçıları dünyada yeteri kadar tanınıyor mu?
Büyüksaraç: Maalesef yurtdışında bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az sanatçımız tanınıyor. Bu da tamamen o kişilerin şahsi çabalarıyla oluyor. Çünkü bu konuda yeterince destek göremiyorlar.
Ancak elbette ki olumlu gelişmeler de yaşanıyor. Opera sanatı yurdumuzda çok köklü bir geçmişe sahip olmasa da, yakın zamanda altıncı operamız olan Samsun Devlet Opera ve Balesi kuruluşunu tamamladı. Dünyada operalar özellikle finansal sebeplerle kapatılıyorken, Türkiye'de 6. operanın kuruluyor olması çok sevindirici bir gelişme. Bu açıdan Kültür Bakanlığı ve Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü gerçekten çok çalıştı. Onlara da teşekkür etmemiz gerekiyor.
Peki, Türkiye'de opera eğitimi almış kişilerin istihdamı açısından değerlendirildiğinde ülkemizdeki opera sayısını yeterli buluyor musunuz?
Büyüksaraç: Bu tarz kurumlarda istihdam edilecek kişi sayısı oldukça fazla. Nitekim eylül ayında Samsun Devlet Opera ve Balesi'nin sınavları açılınca çok sayıda başvuru oldu. Öyle ki 10 kişilik bir kadroya 200-300 kişi başvurdu. Yine de bu sınav en azından bekleyen çok sayıdaki kişinin bir bölümünü mutlu etti.
Türkiye'nin en azından her coğrafi bölgesinde birer opera olması gerektiğine inanıyorum. Henüz bu sanatla tanışmamış çok sayıda kentimiz var. İnşallah bu bölgelere de yeni operalar açılır. Ancak önce binayı yapmak gerekiyor. Çünkü operaya uygun bina inşa etmeden opera açmak büyük sıkıntılar yaşanmasına neden oluyor.




İzmir hep kültür-sanat aktivitelerinin ve aktivitelere katılım oranının eksikliği nedeniyle eleştirilir. Bu anlamda siz ne düşünüyorsunuz?
Büyüksaraç: Bu görüşe katılmıyorum. İzmir'de gerçekten çok ciddi bir sanatçı potansiyeli var ve sanat adına çok önemli çalışmalar yürütülüyor. İzmir Devlet Opera ve Balesi (İZDOB), İzmir Devlet Senfoni Orkestrası (İZDSO), İzmir Devlet Tiyatrosu ve İzmir Türk Müziği Korosu çok başarılı işlere imza atıyor. İZDSO zaten yıllardır şehrimize dünyanın en ünlü orkestra şefleri ve sanatçılarını getirerek katkıda bulunuyor. İzmir Devlet Tiyatrosu da yine olanakları çerçevesinde kentimizin pek çok yerine ulaşmaya çalışıyor ve önemli oyunlar sergiliyor.
Aynı şekilde kendi kurumum da İzmir'de sanat adına çok önemli atılımlar yapıyor. Türkiye'deki operalar arasında yıllık program dergisini basan ilk kurum biziz. Bu çok önemli birşey. Sene başında opera ve bale gösterilerine karar vermek ve bunu internette yayınlayarak internet üzerinden bilet satışını gerçekleştirmek bizim için çok büyük artı oldu. Biletlerimiz 1-1.5 saat içerisinde tükeniyor. Hatta bilet yetiştiremiyoruz ve seyircilerimizden bu konuda tenkit alıyoruz. Ama salonumuzun kapasitesi nedeniyle bu konuda yapabileceğimiz bir şey yok.
Her fırsatta İZDOB'u Avrupa'ya açmayı hedeflediğinizi dile getiriyorsunuz. Bu anlamda ne gibi çalışmalar yürütüyorsunuz?
Büyüksaraç: Bu konuda Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü'nün yeni bir oluşumu var. Uluslararası festivaller ve yurtdışı bağlantılarını kurmak üzere genel müdürlügümüz bünyesinde bir ofis açılıyor. Bu grubun içerisinde her kurumdan turne ve festival organizasyonu temsilcisi bulunacak. Yıl sonunda bir sonraki yılın festivalleri, turneleri, teklif ve tarihleri, destek olabilecek sponsorlar gözönünde bulundurularak turne programı oluşturulacak.
Bu yılki program içerisinde biz İZDOB olarak bir İspanya turnesi hedefledik. Mayıs ayında bunu gerçekleştirmeyi umuyoruz. Genel müzik direktörümüz İspanyol asıllı Tulio Gagliardo Varas'ın da yardımlarıyla İspanyol eseri sahnelemeye karar verdik. Böylece iki tane İspanyol operasını repertuarımıza ekledik. Böylece Türkiye'de ilk kez İspanyolca eser sahneleyerek bir ilke imza atacağız. Bu eserlerin birinin Türkiye, diğerinin dünya prömiyeri olacak. Dünya prömiyeri yapacağımız eserle İspanya'nın Toledo kentine davet aldık. İspanya'da ayrıca Toledo Meydanı'nda bir açık hava konseri düzenleyeceğiz. Bu konserde Türk opera bestecilerinin eserlerinden en güzel örnekleri tanıtacağız. Asıl hedefimiz Türkiye'yi ve Türk sanatçısını tanıtmak olduğu için Toledo'daki konseri çok önemsiyoruz. Bu konuda sponsor desteği de arıyoruz. İzmirlilerin bize maddi ve manevi anlamda destek olmasını bekliyoruz.
İZDOB'un sanatsal anlamda İzmir'e kattığı değerlerin İzmir'in tanıtımında yeterince kullanıldığını düşünüyor musunuz?
Büyüksaraç: Maalesef yeterince kullanıldığına inanmıyorum. Nitekim EXPO 2015 adaylığımız sırasında da bu durum yaşandı. EXPO çalışmaları kapsamında İzmir tanıtılırken kentimizin kültür ve sanat kurumlarından da yararlanılması gerekiyordu. Ancak bu süreçte hiç kimse bize bir şey sormadı.
İzmir'e gelen seçici kurul delegelerinin ağırlanması sırasında dahi İstanbul'dan bazı sanatçı arkadaşlarımız bir takım performanslar sergilediler. İZDOB, İZDSO ya da İzmir Devlet Tiyatrosu'nun hiçbir sanatçısı ne yazık ki bu konuda bir görev almadı. Çünkü bizlerden böyle bir şey talep edilmedi. Bu gerçekten çok üzücü ve düşündürücü. Umuyorum bundan sonra aynı hata tekrarlanmaz.
Satır Arası
Aytül Büyüksaraç'ın hayatındaki en büyük mutluluk kaynaklarından biri de çikolata. Öyle ki çikolatayı yemeyi sevdiği kadar ikram etmekten de büyük mutluluk duyan Büyüksaraç, konserlere davet ettiği arkadaşlarından çiçek yerine çikolata getirmelerini rica ediyormuş. Büyüksaraç'ın en büyük hayallerinden biri de özel bir kursa gidip çikolata yapmayı öğrenmek ve kendi elleriyle yaptığı çikolataları sevdiklerine ikram etmekmiş.
| Bu söyleşi, Ocak 2009'da “Guru” dergisinde yayımlanmıştır.