Bingül Başarır

Söyleşi: Derya Şahin Şan

Doğayı ve insanı temel alan özgün yapıtlarıyla sıra dışı bir sanatçı Bingül Başarır. ABD'den Japonya'ya, Çekya'dan Kanada'ya kadar dünyanın pek çok ülkesindeki koleksiyon ve müzelerde yapıtları yer alan, ulusal ve uluslararası pek çok ödülü bulunan ve yurt dışında Türkiye'de olduğundan daha fazla tanınan sanatçı, bunun nedenini İzmir'de yaşamasına bağlıyor. Anadolu'nun yüzyıllardan gelen kültürel değerlerini çağdaş bir perspektifle yorumlayan Başarır'ın her bir yapıtı gerek teknik ve gerekse kullanılan malzeme açısından alışılmış kalıpların çok dışında.

Abartı ve gösterişten daima uzak duran sanatçı, "Duygusal boyutta herkesin kendini ifade etmek için kullandığı bir malzeme vardır. Ben de kendimi seramikle anlatıyorum" diyor.

Seramik çalışmalarınıza ne zaman başladınız?

Başarır: Seramik çalışmalarıma 1960 yılında İstanbul'da başladım. 1962'den bu yana ulusal ve uluslararası sergilere katılıyorum. Çeşitli kongre, sergi ve sempozyumlara davet edildim. Eserlerim birçok yabancı yayında ve müzelerde yer aldı. Birçok özel ve kamu yapısında, Cumhurbaşkanlığı yönetim binasında duvar panolarım bulunuyor. 1982 yılından beri merkezi İsviçre'de bulunan Uluslararası Seramik Akademisi üyesiyim.

Esin kaynaklarınız nelerdir?

Başarır: Esin kaynağım doğa ve onun bir parçası olan insandır. İnsanla ilgili birçok konu ve doğadaki oluşumlar, özellikle jeolojik oluşumlar.

Yapıtlarınız tarihsel etkiler de taşıyor. Siz tarzınızı nasıl tanımlıyorsunuz?

Başarır: Bu topraklar tarihsel ve kültürel yönden dünyanın en çeşitli zenginliklerine sahip. Bu zenginliklerden biri olan Hitit dönemi birçok sanatçı gibi beni de etkiledi. Nereden esinlenirseniz esinlenin farklı bir çizginizin olması gerekir. Seramik teknolojiye dayandığı için, malzemeyi de iyi tanımanız gerekir. Ama her sanatçının yorumu farklıdır.

Yapıtlarınızda farklı malzemeleri bir araya getiriyorsunuz. Bunları belirlerken nelere dikkat ediyorsunuz?

Başarır: Farklı malzemelerle çalışmak bana özgürlük sağlıyor. Seramikte sınırlandığım yerde başka malzemeye başvuruyorum. Çalışmalarımın bir bölümünü cam ve linyit kömürü oluşturuyor ve gerektirdiğinde bunları kullanıyorum. Önemli olan sonuçta ortaya çıkan ürün.

Türkiye'de seramik sanatına bakış açısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Başarır: Türkiye'nin seramikte köklü ve güçlü bir geçmişi var. Seramik endüstrisinden bütün dünyaya önemli ihracat yapılıyor. Sanatsal yönden de büyük potansiyel var. Birçok üst düzeyde yapıt üretiliyor. Özellikle İzmir'de, hiçbir kentimizin sahip olmadığı, iki yılda bir düzenlenen, bütün ülkeye hitabeden "Altın Testi Seramik Yarışması" var ve bu yarışmaya çok geniş katılım söz konusu. Yani yeterince üretim var ama talep yok.

Türkiye’nin önemli seramik sanatçılarından birisiniz. Dünden bugüne sanat yaşamınızı değerlendirir misiniz?

Başarır: 1960-64 yılları arası öğrenme yılları idi. 1964 yılında özgün yapıtlar üretmeye başladım. Bu yıllarda ürettiğim seramikler, kavramsal çalışmalardı ve Türkiye'de ilk uygulamalardı. Bu nedenle bu çalışmalarım dönemin turizm bakanının ilgisini çekti ve sergi için Paris'e gönderdi. Orada çok büyük ilgi gördü. Bu tarz çalışmalarım 86 yılına kadar sürdü. Daha sonra ilgim doğada yoğunlaştı. Doğal oluşumlar, özellikle jeolojik yapılaşma ilgimi çekti. Bu konuyu araştırıp, seramik taşlar üretmeye başladım. Bu sırada linyit kömürü cürufuna rastladım. Kırılganlığını gidermek için denemeler yaptım. Bu ürünleri yurt dışında sergilediğimde beklentinin üzerinde bir ilgi gördüm. Çünkü bu yapıtlar atık malzemenin sanat yapıtına dönüşümünü simgeliyordu ve dünyada ilk defa benim tarafımdan üretiliyordu. Bu sayede birçok dünya müzesine ve yayınına girdi. Çok yoğun çalışma hayatını içeren, giderek yükselen bir grafiğe sahip oldum. İlk uluslararası ödülümü 24 yaşında aldım. Daha sonra birçok ödül ve başarıya sahip oldum. Bunda ailemin desteği büyük. Annem, babam, eşim Öztürk, kızım Lale ve oğlum Oğuz beni hep desteklediler ve özveride bulundular.

Yapıtlarınızı BADA adıyla imzalıyorsunuz. Bunun anlamı nedir?

Başarır: Bada benim çocukluk adımdır. Büyükannem bana böyle hitap ederdi. O Kafkas kökenli ve saraylıydı. Bunların hangisinden kaynaklandığını bilmiyorum. Kendisine sorma fırsatım olmadı. Atölyemi ve galerimi açarken bu adı verdim. Daha önceleri Bingül olarak imzalıyordum. Daha sonra BADA'nın grafik yönden daha estetik ve kolay olduğuna karar verdim.

İzmir'in sanat hayatını değerlendirir misiniz?

Başarır: İzmir'de sanatsal üretim yeterli düzeyde ancak izleyen yok. İzmir ne yazık ki en çok değer göçü veren kentlerimizden biri. Dikkat edilirse, diğer büyük kentlerdeki başarılı birçok insanın İzmirli olduğu görülür. Bu değerler İzmir'de kalsa kentimiz için çok iyi olur, bundan kentli de yarar sağlar. Bunun için İzmirlinin kendi değerlerine sahip çıkması gerekir. Ne yazık ki yanı başımızdakinin değerini bilmeyip uzaktakinin daha değerli olduğunu sanmamız gibi bir yanlışımız var. Bu nedenle İzmir ilerlemek yerine geriliyor. Oysa ki eskiden İzmir çok önemli bir kültür kentiydi ve birçok ilke sahipti.

Yurt dışından pek çok önemli ödülünüz olmasına, önemli müze ve yayınlarda yer almanıza karşın, yurt içinde neden yeterince popüler değilsiniz?

Başarır: Bunun pek çok nedeni var. En başta geleni İzmir'de yaşamam. Medyanın merkezi İstanbul. Bunun için öncelik İstanbullu sanatçıların. Bense yıllardır İstanbul'dan uzaktayım. İstanbul ve Ankara'da yaşarken yurt dışı ve yurt içinde tanınan bir isimdim. İzmir'e yerleşince “İzmirzede” oldum. İzmir İstanbul tarafından önemsenmediği için, sanatçısının haberleri de önemsenmiyor. Haberlerim İstanbul medyasının Ege eklerinde yer alabiliyor ancak. Bunun gibi birçok etken var.

| Bu söyleşi, 2005 yılında “Ege Life” dergisinde yayımlanmıştır.

Bir sentez ustası