Sarı Kalker Taşın Kadifemsi Sıcaklığı
Mardin’de zaman, Mezopotamya’nın uçsuz bucaksız sarı denizine tepeden bakan devasa bir taş geminin içindeymişsiniz gibi akar. Bu şehirde "dokunmak", bir duvardan ziyade kentin tarihine, inancına ve o meşhur sarı kalker taşının "canlı" gövdesine temas etmektir. Mardin’in dar abbaralarından geçerken elinizi o taşlara koyduğunuzda, parmak uçlarınızdan kalbinize doğru akan garip bir yaşam enerjisi hissedersiniz.
Güneşi İçen Taşlar
Mardin’in sarı kalker taşı, kentin sadece yapı malzemesi değil, hafızasıdır. Gün boyu Mezopotamya’nın o yakıcı güneşini bir sünger gibi içine çeker. Akşam serinliği sokaklara indiğinde bile, elinizi bir duvara yasladığınızda güneşin sıcaklığını hala orada hissedersiniz. Bu ısı, cansız bir nesnenin sıcaklığı değil; sanki taşın kendi kanı, kendi nefesiymiş gibi bir his verir. Dokunulduğunda sizi kendine çeken bir ev sahibidir.
Sertliğin İçindeki İpeksi İllüzyon
Kalkerin dokusu ise içinde şaşırtıcı bir tezat barındırır. Uzaktan bakıldığında sarsılmaz, sert ve mağrur duran bu devasa kütleler; parmak uçlarınızla temas ettiğinizde size beklenmedik bir yumuşaklık hissi verir. Taşın o gözenekli, ince pürüzlü yüzeyi, elinizi üzerinde gezdirdikçe bir tür "ipeksi kağıt" hissi uyandırır. Mardinli ustaların elinde bir dantel gibi işlenen o taşlar, aslında dokunulduğunda "yumuşayacakmış" illüzyonu yaratan birer sanat eseridir. Bu doku, taşın hem bir kale kadar koruyucu hem de bir anne kucağı kadar şefkatli olabileceğini anlatır.


Mardin’de her ev, her ibadethane aslında tek bir vücudun parçası gibidir. Sokaklarda yürürken bir duvara dokunmak, kentin tenine dokunmaktır. Taşın o pürüzlü ama sıcak dokusunda; asırlarca bu sokaklardan geçmiş kervanların tozunu, abbaralarda yankılanan çocuk gülüşlerini ve taşın içine mühürlenmiş Mezopotamya sessizliğini duyarsınız. Mardin’de taş sadece bir taş değil; üzerine dokunulduğunda canlanan, ısınan ve size binlerce yıllık hikâyeler fısıldayan kadim bir dost gibidir.
Derinleşmek için: Mardin taşının (kalker), ocaktan ilk çıktığında peynir gibi yumuşak olduğunu ve hava ile temas ettikçe sertleşerek kentin o meşhur "geçilmez" surlarına dönüştüğünü biliyor muydunuz? Bu metamorfoz, Mardin’in karakterini özetler: Esnek başlar, ama vakti geldiğinde tarihin en sarsılmaz duruşuna bürünür.