Eşme'nin Kök Boyalı Kilimleri
Uşak’ın rüzgârlı bozkırında kilim, sadece bir yer yaygısı değil; duyguyla örülen dilsiz bir günlük gibidir. Bir Eşme kilimine parmak uçlarınızı dokundurduğunuzda hissettiğiniz o karakteristik doku, doğanın sertliği ile insanın içsel derinliğinin parmak uçlarınızdaki buluşmasıdır.
Modern fabrikaların ruhsuz ürünlerine benzemez Eşme kilimi. Elinizi üzerinde gezdirdiğinizde, kök boyayla terbiye edilmiş yünün sertliğini hissedersiniz. Palamut kabuğundan, ceviz yaprağından ya da çivit otundan süzülen renkler, sadece yünü boyamaz; onu doğanın dokusuyla mühürler. Boyanın köklerden gelen o hafif "pütürlü" yapısı, her ilmekte parmak uçlarınıza hafif bir direnç gösterir. Bu direnç, kilimin hala yaşadığının, köklerinin hala toprağa bağlı olduğunun kanıtıdır.
Düğümlere Mühürlenen Duygular
Eşme kiliminin asıl dokusu, sıkı atılmış "türk düğümü"nün yarattığı o ritmik engebelerde gizlidir. Dokumacı, tezgahın başına geçtiğinde sadece iplikleri değil, o anki ruh halini de düğümler arasına hapseder. Eğer parmaklarınız bir desenin üzerinde gezerken düğümler daha sık ve sert geliyorsa, bilin ki o an dokumacının kalbinde bir hasret rüzgârı esmiştir. İlmekler arasındaki o küçük, milimetrik pürüzler; bir genç kızın umudu, bir annenin evladına duyduğu özlem ya da sessiz bir öfkenin düğümlenmiş halidir. Her desen, parmak uçlarınızla okuyabileceğiniz bir "duygu alfabesi"dir.


Yaşayan Bir Ten
Eşme kilimi eskidikçe yumuşamaz, aksine karakteri daha da belirginleşir. Dokusu, zamanla üzerindeki tozu atıp parladıkça, o kök boyanın yüne verdiği mukavemet daha iyi hissedilir. Bir Eşme kilimine dokunmak; bozkırın güneşini, koyun kırkımındaki makas sesini ve kirmanla eğrilen yünün saflığını hissetmektir. O pürüzlü yüzeyde elinizi gezdirmek, bir kadının sessizce haykırdığı hikâyesini teninizle duyumsamaktır.
Derinleşmek için: Eşme kilimlerindeki "elibelinde" ya da "koçboynuzu" motiflerine dokunurken, dokunun o noktada neden daha yoğun hissedildiğini fark ettiniz mi? Bu motiflerin ifade ettiği doğurganlık ve güç sembollerinin, daha kalın ipler ve daha sert vuruşlarla (kirkit sesleriyle) dokuya işlenmesi, Anadolu kadınının hayata karşı duruşunun yansımasıdır.