
EDİRNE
Edirne "kıyıda olmak"tır, suyun şehri kuşatarak ona hayat verdiği bir bereketin parçası olmaktır. Meriç, Tunca ve Arda nehirleri, kenti adeta bir gerdanlık gibi sarar.
Meriç ve Tunca, Edirne’nin karakterini bu iki nehir belirler. Nehir boyundaki setler, Edirneliler için birer nefes alanı, gün batımını izleme teraslarıdır.
Meriç ve Tunca üzerine kurulu olan Mecidiye (Meriç) ve Ekmekçizade Ahmet Paşa (Tunca) köprülerinin üzerinden geçmek, suyun üzerinde tarihe doğru yürümek gibidir.
Karaağaç ise nehrin öte yakasında, Edirne’nin "sayfiye" ruhunu temsil eden, eski istasyon binası ve doğasıyla kentin en yeşil, en Avrupai kıyısıdır.
Nehirlerin ayırdığı, köprülerin birleştirdiği, Rumeli’nin Anadolu’ya açılan kapısı.
Tarihin Gölgesinde: Payitahtın ve Sinan’ın Görkemi
Edirne, Osmanlı İmparatorluğu’na 92 yıl başkentlik yapmış olmanın asaletini her köşesinde hissettirir. Şehir, adeta bir Mimar Sinan sergisidir.
Mimar Sinan’ın "ustalık eserim" dediği Selimiye Camii, UNESCO Dünya Mirası listesindedir ve sadece Edirne’nin değil, dünya mimarlık tarihinde de son derece önemlidir. Göğe yükselen dört minaresi ve devasa kubbesiyle Selimiye, şehrin her yerinden görülebilen bir "ruh" rehberidir.
Selimiye ile birlikte "Altın Üçgen"i oluşturan Eski Cami ve Üç Şerefeli Camii, Osmanlı erken ve klasik dönem mimarisinin gelişimini açık havada okumanızı sağlar.
Döneminde ruh hastalarının su sesi, müzik ve çiçek kokularıyla tedavi edildiği Sultan II. Bayezid Külliyesi ve Şifahane, Edirne’nin "insancıl ve bilimsel" tarihinin en somut örneğidir.


Hadrianopolis’ten Osmanlı’ya
Edirne, Roma İmparatoru Hadrianus tarafından kurulduğundan bu yana (Hadrianopolis) stratejik önemini hiç kaybetmemiştir.
Antik kentin sınırlarını belirleyen Hadrianus Surları, Makedon Kulesi ve çevresindeki kazı alanları, Edirne’nin Roma ve Bizans katmanlarını gün yüzüne çıkarır.
Izgara planlı sokak dokusuyla Roma döneminden izler taşıyan Kaleçi Mahallesi, bugün ahşap ve taşın buluştuğu tarihi evleriyle kentin en eski sivil yerleşim katmanıdır.
Avrupa’nın en büyük sinagoglarından biri olan Büyük Sinagog ise Edirne’nin çok kültürlü, kozmopolit özelliklerini yansıtır.
Ergene Ovası ve Ayçiçeği Denizleri
Edirne toprağı, Trakya’nın bereketini simgeleyen "sarı ve beyaz" bir deniz gibidir.
Yaz aylarında Edirne’yi sarıya boyayan devasa ayçiçeği tarlaları, kentin hem ekonomisi hem de görsel kimliğidir.
Meriç ve Ergene nehirlerinin suladığı ovalar, Türkiye’nin en kaliteli pirinçlerine ev sahipliği yapar. Toprak burada "suyla gelen beyaz berekettir."
Antik dönemden bu yana Trakya’nın karakteri olan bağcılık, Edirne’nin köylerinde hala yaşayan bir gelenektir.


Şehrin Kalbi: Arasta, Bedesten ve Alipaşa
Edirne’nin kalbi, ticaretin ve zanaatın asırlardır durmadığı tarihi çarşılarda atar.
Alipaşa Çarşısı: Mimar Sinan’ın eseri olan bu kapalı çarşı, kentin en canlı alışveriş noktasıdır.
Selimiye Arastası: Caminin hemen altında, ibadet ile ticaretin iç içe geçtiği, kentin manevi ve maddi kalbinin birleştiği yerdir.
Saraçlar Caddesi: Edirne’nin en popüler yaya yolu; kentin modern yüzüyle tarihi dokusunun kucaklaştığı noktadır.
Kırkpınar, Edirnekâri ve Süpürgecilik
Edirne’nin hafızası, güç, sanat ve sabır üzerine kuruludur.
Kırkpınar Yağlı Güreşleri: 600 yılı aşkın süredir devam eden, UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras listesindeki bu gelenek, kentin "yiğitlik" göstergesidir.
Edirnekâri: Ahşap üzerine boya ve vernikle yapılan geleneksel süsleme sanatı olan Edirnekâri, çiçek motiflerinin ahşapla buluştuğu, kentin estetik belleğidir.
Aynalı Süpürge: Gelinlik kızların çeyizinden evlerin bereketine kadar pek çok anlam yüklenen Aynalı Süpürge, bugün bir süs eşyasına dönüşse de kentin "temizlik ve düzen" kültürünü temsil eden bir zanaattır.


Edirne'yi Keşfedin!
Şehri adımlarken daha fazlasını keşfetmek için rotanızı çizin...