body of calm water near houses and trees during daytime

Erzurum

Anadolu’nun Önsözü Erzurum

Bir yer düşünün, tarih boyu pek çok medeniyetin gözdesi olmuş. Öyle ki, her biri kendi mührünü vurmak için mücadele etmiş, bugün bile hayranlık uyandıran nice görkemli yapı inşa ettirmiş bu topraklarda. Tüm dünyanın önünde şapka çıkarttığı kurtuluş mücadelemizin kıvılcımı da burada yakılmış. Öyle kahramanlık destanlarına sahne olmuş ki, adi cesaret, yiğitlik ve mertlik ile özdeşleşmiş. Sert iklimi ve karını bir de soğuk havaya inat Anadolu misafirperverliğinin hakkını veren sıcacık halkını da unutmamak gerek tabii ki. Ne de olsa burası kadim Anadolu'nun önsözü Erzurum...

Binlerce yıl, sayısız medeniyete beşiklik etmiş kadim bir kent Erzurum. Perslerden Romalılara, Araplardan Selçuklulara kadar bir çok uygarlık hüküm sürmüş bu diyarda. Pek çok cenge sahne olmuş bu topraklar; görülmemiş acılara tanıklık etmiş kimi zaman. Ancak dayanıklı insanlar yaşayabilmiş sert ikliminde. Yiğitlik ve mertlik diğer adı olmuş bu şehrin. Erdem, yüzyıllar öncesinden yankılanmış, ilim ve irfan çınlamış medreselerin duvarlarında. Vatan sevgisi Nene Hatun'un göğsünde anlamını bulmuş; tabyalardan şehri gözlemiş kimi zaman. Koca bir yürek taşır içinde bu şehir, köklü tarihinin derin izlerini yansıtır dört bir yandan.

Erzurum, nam-ı diğer dadaş diyarı. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait birbirinden değerli çok sayıda eser barındıran bu serhat kalesi, her biri farklı mimari özellikler taşıyan, huzur veren camileri ve estetik derinliği yüksek motiflere sahip göz kamaştıran medreseleriyle yüzyıllardır bölgenin Türk ve İslam değerlerini yansıtıyor.

Yüzyıllara meydan okuyan tarihi eserler

Erzurum'un simgesi haline gelen ve bir Selçuklu eseri olan Çifte Minareli Medrese, görenleri hayran bırakan ihtişamıyla yüzyıllardır görkemini sergilerken, 1310 yılında İlhanlılar döneminde inşa edilen ve günümüzde “Türk-İslam Eserleri Müzesi' olarak hizmet veren Yakutiye Medresesi, dengeli mimarisi ve iri motifli süslemeleri ile şehir merkezinde bir şaheser olarak kendini gösteriyor. Yakutiye'nin hemen yanı başında yer alan Kanuni Sultan Süleyman'ın komutanı Kıbrıs fatihi Sadrazam Lala Mustafa Paşa tarafından yaptırılan Lala Paşa Cami'nin mimarisi ise büyük usta Mimar Sinan'a ait. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde birçok caminin inşa edildiği şehirde, Çifte Minareli Medrese'nin hemen batısında yer alan Ulu Cami ise Erzurumlular için ayrı bir önem taşıyor. Erzurum'un en eski ve en büyük camisi olan Ulu Cami, ibadet etmek için özellikle tercih edilen camilerden birisi. 6 bin kişi kapasiteli camide 4 bin 500 kişi aynı anda rahatlıkla namaz kılabiliyor. İçerisinde toplam 40 sütun bulunan Ulu Cami, büyülü atmosferiyle insanı dış dünyadan tamamıyla soyutluyor.

Büyük devlet adamları ve din alimleri yetiştiren şehir

Erzurum şehir merkezinde, büyük devlet adamları ve din alimleri için yapılmış çok sayıda türbe ve kümbet de bulunuyor. Anadolu'daki anıt mezarların en güzel örneklerinden olan Üç Kümbetler, Çifte Minareli Medrese'nin hemen güneyinde yer alıyor. Türklere ait diğer kümbetler göz önüne alındığında, kullanılan malzeme ve süslemeler açısından farklılık gösteren kümbetlerden en büyüğünün Saltuklu devletinin kurucusu Emir Saltuk'a ait olduğu ve 12'nci yüzyılda yapıldığı sanılıyor. Sekiz köşeli plan üzerine oturtulan ve iki renkli kesme taştan yapılan kümbetin üçgen alınlıklarında ve yuvarlak kemerli kasnak nişlerinde Orta Asya Türk kavimlerinde yer alan burç figürlerini andıran kartal, yılan, boğa ve yarasa gibi hayvan kabartmaları yer alıyor. Kümbetlerden ikincisi gri renkli taştan ve kare planlı bir zemin üzerine inşa edilirken, bu kümbete dört metre uzaklıkta bulunan üçüncü kümbet on iki cepheden ve dört pencereden oluşuyor. Kime ait oldukları bilinmeyen her iki kümbetin de 14'üncü yüzyılda inşa edildiği tahmin ediliyor. Bunların yanı sıra; Hz. Muhammed'in sancaktarlığını yapmış olan ve Palandöken Dağı'nın eteklerinde kabri bulunan Abdurrahman Gazi Hazretleri Türbesi, büyük İslam düşünürlerinden olan ve iç kale surları içerisinde makamı bulunan Ebu İshak'a ait türbe, Tebriz Kapı'da bulunan Emir Şeyh Türbesi, Muratpaşa Camisi ve hemen bitişiğindeki Ahmediye Medresesi, Kurşunlu Cami ve Medresesi, Narmanlı Cami, Caferiye Cami, Gürcükapı Cami, Derviş Ağa Cami ve hemen karşısında bulunan Karanlık Kümbet ile Cumhuriyet Caddesi üzerindeki Cimcime Sultan Kümbeti şehir merkezindeki önemli eserler olarak öne çıkıyor.

Güçlü ve sağlam kaleler, şehri çevreleyen tabyalar

Erzurum, kale ve surlarıyla da oldukça önemli bir şehir. Asırlar boyu birçok saldırıya ve fethe sahne olan Erzurum, geçmişte tam anlamıyla bir kale şehir görünümündeymiş. Erzurum'daki ilk kalenin MÖ ilk bin yılda bölgeye hakim olan Urartular tarafından yapıldığı düşünülüyor. Bugün varlığını koruyan kale ise 415 yılında Bizanslılar tarafından inşa edilmiş ve daha sonra Selçuklu ve Osmanlılar tarafından onarılmış. İç ve dış kale olarak bölümlenen kalenin iç kısmında güvenliği sağlayan muhafız ve askerler bulunurken, dış kalede halkın yaşadığı mahalleler ile şehri tam olarak çevreleyen surlar ve bu surlardan dışarıya açılan kapılar bulunuyormuş. Tebriz Kapı, Erzincan Kapı, Gürcü Kapı ve Yeni Kapı olarak bilinen bu kapılar günümüzde bulunmasa bile isimleri hala yaşıyor ve şehrin belli bölgelerini temsil ediyor. Kale içerisinde ayrıca, 12'nci yüzyılda Saltuklular tarafından gözetleme kulesi olarak inşa edilen ve 1881 yılında saat yerleştirilerek saat kulesi olarak da kullanılan bir kule ile yine Saltuklular tarafından iç kalenin güney surlarına bitişik inşa edilen bir mescid bulunuyor. Saltuklular tarafından yapılan bu eserler aynı zamanda Erzurum'daki ilk Türk-İslam eserleri olarak biliniyor.

Kahramanlık destanının yazıldığı tabyalar

Şehri baskın ve istilalardan koruması amacıyla, sağlamlık ve kullanım esasları göz önüne alınarak görüş açıları yüksek tepelere inşa edilen tabyalar ise ilk olarak 18'nci yüzyılda Osmanlı-İran Savaşı döneminde yapılmaya başlanmış. 19'uncu yüzyılda Ruslarla yapılan savaşlar nedeniyle sayıları arttırılan tabyaların içerisinde, karargah odaları, askeri barınaklar, eğitim sahaları, yemekhaneler, sarnıçlar ve pusu odaları gibi bölümler bulunuyor. Büyüklükleri ve konumlarına göre farklılık gösteren ve tek ya da birkaç büyük yapının birleşiminden oluşan tabyalar tamamıyla kesme taştan oluşuyor.

Sayıları 22’yi bulan bu tabyaların en önemlileri 93 harbi olarak da bilinen 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı'nda, Rusların ilerleyişini durdurarak kritik bir işlev gören Mecidiye ve Aziziye tabyaları. Aziziye tabyalarında Osmanlı ordusu ile omuz omuza mücadele veren Erzurum halkı büyük bir kahramanlık örneği göstermiş. Bu tabyanın savunulmasında büyük çaba göstererek adını tarihe yazdıran Nene Hatun'un kabri de burada bulunuyor.

Ulusal kurtuluşun tanığı

Erzurum, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra işgale uğrayan vatanın kurtarılması yolunda ilk adımın atıldığı ve örgütlü bir şekilde mücadeleye başlandığı yer olarak tarihte çok önemli bir yere sahip. 23 Temmuz 1919'da Atatürk'ün başkanlığında gerçekleştirilen Erzurum Kongresi'nde alınan kararlarla, ulusal egemenliğin koşulsuz olarak gerçekleştirilmesine karar verilmiş ve yeni bir devletin kurulması düşüncesi belirmiştir. Bu kongrenin gerçekleştiği bina, bugün adını verdiği Kongre Caddesi'nde 23 Temmuz Erzurum Kongre Binası olarak ziyaretçilere açık durumda. İki katlı binanın birinci katında Erzurum Kongresi'nin temsili salonu yer alırken, ikinci katta kongreye katılan üyelerin fotoğrafları, biyografileri ve o dönemden kalma sıralar ile çeşitli kongre belgeleri sergileniyor. Atatürk'ün kongre çalışmalarını gerçekleştirdiği ve Erzurum'da kaldığı süre boyunca yaşadığı ev ise Erzurum Atatürk Evi Müzesi olarak hizmet veriyor. Binanın zemin katında Kazım Karabekir ve Kazım Yurdalan'a ait eşya, belge ve fotoğraflar ile milli mücadele döneminde yayımlanan gazeteler ve bu gazeteleri basan matbaa makinası sergileniyor. Üst katta ise o döneme ait eşyalar ile Atatürk'ün yatak odası bulunuyor.

Medeniyetler sahnesi Erzurum

Tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapan Erzurum, Arkeoloji Müzesi'nde sergilenen eserleriyle bölgenin geçmişine ışık tutuyor. Erzurum ve çevre illerden toplanan eserler ilk olarak 1944 yılında Yakutiye Medresesi'nde sergilenmiş. Daha sonra Çifte Minareli Medrese'ye taşınan eserler, 1968 yılından bu yana Erzurum Arkeoloji Müzesi'nde sergileniyor.

Erzurum Arkeoloji Müzesi'nde bölgede yaşayan toplumların kültürlerine ilişkin eserlerin yanı sıra, 500 bin yıl öncesine ait bir mamut fosili, birçok jeolojik döneme ait yumuşakça ve bitki fosilleriyle Erzurum'un yakın tarihte yaşadığı zor günleri hatırlatan eşyalar da sergileniyor. Erzurum Arkeoloji Müzesi; MÖ 4'üncü binden başlayarak Selçuklu dönemine kadar tarihlenen ve Karaz kültürüne ait birçok eserin bulunduğu Kazılar Salonu; diadem, yüzük, küpe ve cam gözyaşı şişeleri gibi Roma ve Helen kültürüne ait eserler ile Trans-Kafkas kültürüne ait eserlerin yer aldığı Roma, Hellenistik ve Trans-Kafkas Salonu; M.Ö 9'uncu yüzyıldan MÖ 6'ncı yüzyıla kadar Doğu Anadolu'da altın çağını yaşayan Urartu Krallığı'na ait çeşitli eserlerin yer aldığı Urartu Eserleri ve Sikke Salonu; Erzurum ve çevresinin farklı jeolojik dönemlerine ait birçok fosil ve kalıntının sergilendiği Tabiat Tarihi Salonu ve Erzurum'un yaşadığı acılı günlerden kalan izleri yansıtan Katliam Salonu olmak üzere 5 ana bölümden oluşuyor.

Anadolu'nun doğudaki kapısı

Erzurum, geçmişte önemli ticari yollarının kesişme noktasında yer alması sebebiyle doğudan gelen kervanların en önemli durak noktalarından ve Osmanlı İmparatorluğu'nun en işlek ithal kapılarından biriymiş. Bu sebeple Erzurum'da çeşitli zamanlarda bir çok han ve kervansaray inşa edilmiş. Bunlardan en önemlisi Osmanlı kervansaray mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan Rüstem Paşa Kervansarayı, diğer adıyla Taşhan'dır. 1561 yılında Kanuni Sultan Süleyman'ın sadrazamı Rüstem Paşa tarafından yaptırılan bu kervansarayda, tüccarlar ticaret mallarının gümrük vergilerini ödedikten sonra at ve develeri ile bu kervansaraya veya diğer hanlara yerleşirlermiş. Günümüzde bu kervansarayda oltu taşı imalatı ve satışı yapılıyor. Rüstem Paşa Kervansarayı dışında yine şehir merkezinde; Gümrük Hanı, Hacılar Hanı, Güllülü Hanı, Cennetzade Hanı ve Kamburoğlu Hanı yer alıyor.

Kış turizminin dünyadaki sayılı merkezlerinden biri

Erzurum, şehrin güneyinde yer alan 3 bin 176 metre yüksekliğindeki Palandöken Dağı ve çevresindeki tesisler ile Türkiye'de ve dünyada kış turizminin önemli merkezlerinden biri durumunda. 2011 yılında 25'nci Dünya Üniversiteler Kış Oyunları'na da ev sahipliği yapan Erzurum, uzun ve dik pistleri ve 'toz kar’ denilen kayak yapmaya uygun kar yapısı ile kasım ayından nisan ayı sonuna kadar, yılın 6 ayı kayak yapma imkânı tanıyor. Kayak tesislerinin şehir merkezine 4, havaalanına ise 15 kilometre uzaklıkta olması, kayak severler için ayrı bir önem taşıyor. Kayak yapmak için Erzurum'a gelen herhangi biri uçaktan indikten kısa bir süre sonra tesislere ulaşabiliyor. Alp disiplini ve snowboard için son derece uygun pistlere sahip olan Palandöken, New York Times gazetesi tarafından dünyadaki en iyi 41 kayak merkezi arasında 18'nci sırada gösteriliyor. Palandöken tesislerinde; 10 telesiyej, 1 teleski, 2 baby lift ve 1 gondol lift bulunuyor. Bunun yanında Yakutiye kez ilçesinde Curling Salonu ve Buz Hokey Salonu ile Aşkale tesislerinde Kayaklı Koşu ve Biathlon Tesisleri bulunuyor.

Sert iklime uygun dayanıklı evler

Uzun ve sert geçen kış mevsimi, Erzurum evlerinin mimarisini de oldukça etkilemiş durumda. Geleneksel Türk ev mimarisine uyan, fakat iklime bağlı kendine has özellikler taşıyan bu evler genellikle iki kattan oluşuyor. Kalın duvarlı ve ahşap kirişlemeli evlerin zemin katında çoğunlukla kadınların yaşadığı ve yemek pişirdiği tandır odaları bulunuyor, Tandır evi denilen ve köşeleri yukarıya doğru daralarak kubbe oluşturacak şekilde birleşen mutfaklar, uzun kış günlerinde köşelere yerleştirilen tuğla bacalı derin ocaklarla içerinin ısıtılmasında önemli bir rol üstleniyor.

Tadı damaklarda kalan lezzetler

Erzurum'un mutfak kültürü de kendine has bir özellik taşıyor. Et yemekleri başta olmak üzere oldukça zengin bir mutfağa sahip olan Erzurum'da sebze yemeklerinden çorba ve tatlılara kadar onlarca çeşit bulunuyor. İspir fasulyesi, ayran aşı çorbası, çiriş pancarı, şalgam çırtması ve kuymak şehrin özel lezzetleri arasında. Yağlı kuzu etinden yapılan ve yatık döner adıyla da bilinen Cağ Kebabı ise şehirle birlikte anılan ayrı bir lezzet.

Yazı ve Fotoğraflar: Onur Şan

| Bu içerik, Erzurum Kültür ve Turizm Dergisi’nin Ocak 2014 tarihli 1. sayısında yayımlanmıştır.

Erzurum'u Keşfedin!

Şehri adımlarken daha fazlasını keşfetmek için rotanızı çizin...