

Filiz Eczacıbaşı Sarper
İzmir'in ilk Türk eczacısı Süleyman Ferit Bey'in Türkiye Cumhuriyeti henüz kurulmadan önce, 1900'lü yılların başında temelini attığı Eczacıbaşı Topluluğu'nun kuşaklardır devam eden bir başarı öyküsü var. Ailenin her bireyi bir yandan kendinden önceki kuşağın başarılarını büyüterek topluluğu bugünlere taşırken, diğer yandan da Eczacıbaşı ismini kültür sanat yaşamımızın odak noktası haline getirdi. Filiz Eczacıbaşı Sarper de bu isimlerden biri.
Eczacıbaşı Topluluğu'nun doğduğu İzmir'de sanat adına atılan hemen her adımda Filiz Eczacıbaşı Sarper'in ismine rastlıyoruz. Filiz Hanım, bir yandan ulusal kültürümüze sahip çıkarken diğer yandan çağdaş sanatı destekleyen pek çok etkinliğe imza atan, sanata ve sanatçıya yaptığı katkılarla İzmirli sanatseverlerin gönlünde taht kuran İzmir Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı'nın (İKSEV) yönetim kurulu başkanlığı görevini yürütüyor.
Sanatsal etkinliklerin insanları bütünleştirdiğini ve barışın ancak kültürel paylaşım yoluyla sağlanabileceğini söyleyen Filiz Eczacıbaşı Sarper ile sanat üzerine kurulu yaşamı, İKSEV ve İzmir üzerine söyleştik...
Yüz yılı aşkın süredir Türk sanayisine olduğu kadar kültür-sanat yaşamına da yön veren Eczacıbaşı ailesinin 3. kuşak temsilcisisiniz. Aile bireyleri çoğunlukla kimyacı. Siz ise yurt dışında koreoloji eğitimi gördünüz. Bu alana nasıl yöneldiniz?
Eczacıbaşı: Ailemde sanat eğitimi alan tek kişi benim. Ancak geçmişten günümüze tüm aile üyelerimizin sanata büyük bir ilgisi vardır. Örneğin, amcam Şakir Eczacıbaşı her ne kadar bu konuda eğitim almasa da Türkiye'de tanınan ve beğenilen bir fotoğraf sanatçısıdır.
Benim sanat eğitimine yönelmem çocukluğumdan bu yana sanata duyduğum büyük ilginin sonucudur. Koreolojiyi tercih etmemde ise müzik ve dans tutkum etkin rol oynadı. Koreoloji kısaca müziğin notayla, sözün alfabeyle yazılması gibi dansın da notasyonla kaydedilmesidir. Bu şekilde kaydedilen eserler nesiller boyu bozulmadan aktarılabiliyor.


Oldukça zorlu geçen bir eğitim sürecinin sonunda 1975 yılında Londra Collage of Choreology Yüksek Bölümü'nü bitirdim. Türkiye'ye döndükten sonra İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nde çalışmalarıma başladım. Burada sahnelenen Sait Sökmen'in "Kurban" adlı balesini "Benesh Dans Notasyonu'na geçirerek Londra'daki Uluslararası Koreoloji Kütüphanesi'ne kaydettirdim. Uluslararası Koreoloji Kütüphanesi'ne kayıtlı ilk Türk eseri niteliği taşıyan bu eser bana "A.I.Chor" unvanı kazandırdı. İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nde 1980 yılına kadar yürüttüğüm çalışmalarımda "Valpurgis Gecesi", "Mezuniyet Balosu", "Oluşum", "Harika Mandrarin", "Anılar", "Kavak Yeli", "Balanchin'e Armağan" adlı yapıtları yazdım.
İzmirlileri dünyanın en ünlü sanatçılarıyla buluşturan, sanat eğitimi konusunda önemli adımlar atan İzmir Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı'nın (İKSEV) yönetim kurulu başkanısınız. İKSEV'in geçmişten günümüze İzmir'in kültür-sanat yaşamına yaptığı katkılardan bahseder misiniz?
Eczacıbaşı: Ben İKSEV'in İzmir'in sanat yaşamında çok önemli bir yeri olduğuna inanıyorum.
Vakfımızca gerçekleştirilen Uluslararası İzmir Festivali, bir festival olmanın ötesinde İzmir'in uluslararası anlamda tanınırlığını artıran bir organizasyon haline geldi. Dünyanın en ünlü sanatçılarının özellikle tarihi mekânlarda konserler vermesi, gösteriler sunması İzmir'i yurt dışında en iyi biçimde tanıtmamızı sağlıyor. Festival aynı zamanda Türk sanatçılarının seslerini uluslararası platforma taşıyor.
İKSEV'in düzenlediği bir diğer önemli etkinlik Avrupa Caz Festivali. Bu yıl 23'üncüsü düzenlenen festivalin nitelikli caz müziği konserleri sunmanın yanı sıra eğitim anlamında da önemli bir işlevi var. Caz Festivali kapsamında düzenlenen atölye ve seminer çalışmalarında dünyaca ünlü sanatçılarla İzmirli sanatçılar bir araya geliyor.
Festival kapsamında İtalya'daki Sienna Caz Vakfı ile yapılan iş birliği sayesinde her yıl iki öğrencimize Sienna Yaz Caz Kampı'nda burslu öğrenim görme imkânı sunuyoruz.
Bugüne kadar 8 öğrencimizi gönderdiğimiz kamp, genç müzisyenlerin kariyerleri açısından çok büyük önem taşıyor.
İKSEV'in en önemli misyonlarından biri de eğitim. 1800'lü yıllardan kalma hizmet binamızda Akademi İKSEV adı altında eğitim çalışmalarımızı yürütüyoruz. Akademi İKSEV'de İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin de desteğiyle müzik ve sahne sanatları alanında yetenekli gençler yetiştiriyoruz.
İKSEV bir yandan Türkiye'de ilk niteliği taşıyan İzmir Müzik Kütüphanesi ve Müzesi ile tarihimizin derinliklerinde kaybolan müziğimize sahip çıkarken, diğer yandan sürekli değişim ve gelişimden yana olan, çağdaş sanatı destekleyen festival ve organizasyonlara imza atıyor. Bu anlamda İKSEV geçmiş ile gelecek arasında bir köprü kuruyor diyebilir miyiz?
Eczacıbaşı: Evet, gerçekten de İKSEV bunu başarıyor.
Dünyanın marka olmuş kentlerinin gelenekselleşmiş ve yoğun katılım ile gerçekleşen kültür ve sanat organizasyonları olduğunu görüyoruz. Bu anlamda sizce Uluslararası İzmir Festivali de İzmir'in simgelerinden biri olabilir mi?
Eczacıbaşı: Ben şu anda Uluslararası İzmir Festivali'ni İzmir'i İzmir yapan değerlerden biri olarak görüyorum. Uluslararası İzmir Festivali'ne bu kentte yaşayan herkes daha fazla sahip çıkarsa festival İzmir'in simgelerinden biri olabilir. Tam 22 yıldır aralıksız devam eden bu festivalin çok sağlam bir duruşu olduğuna inanıyorum.
Her fırsatta İzmir'i sanat kenti yapmak istediğinizi dile getiriyorsunuz. Peki sizce İzmir sanat kenti olma yolunda ne kadar yol kat etti, daha ne kadar yol katetmesi gerekiyor?
Söyleşi: Derya Şahin Şan
| Bu söyleşi, “Guru” dergisinin Mayıs 2008 tarihli sayısında yayımlanmıştır.




"Barışın yolu, sanattan geçer"
Bu yarışmanın bir başka önemli özelliği de değerlendirmelerin katılımcı bir anlayışla yapılıyor olmasıdır. Türkiye'nin en önemli sanatçıları ve müzisyenlerinden oluşan seçici kurul, yarışmaya gönderilen eserler arasından en iyi alt yapıyı seçer; bu yapıtlar İKSEV'in düzenleyeceği yarışma konserinde seslendirilir. Sonuçlar seçici kurul, orkestra sanatçıları ve konseri izleyen dinleyiciler tarafından belirlenir.
Bunların yanı sıra bir de İKSEV Müzik Müzesi ve Kütüphanesi projemiz var. Alsancak Garı'nın hemen karşısındaki tarihi binada hizmet verecek olan müze restorasyon çalışmalarının tamamlanmasının ardından, sanıyorum 2009 yılında faaliyete geçecek.
Müzemizde şu anda Güner Özkan tarafından bağışlanan 300 parçalık bir otantik Türk sazı koleksiyonumuz var. Ayrıca Celasun Muşkaya tarafından müzemize bağışlanan 8 bin adetlik cd ve taş plak koleksiyonumuz var.
İKSEV Müzik Müzesi ve Kütüphanesi'ni ileride müzikle ilgilenen kişilerin araştırmalarına kaynak teşkil edecek bir merkeze dönüştürmeyi hedefliyoruz.


Eğitim çalışmalarımızda ustaları genç sanatçılarla buluşturma amacıyla her yıl çok sayıda atölye çalışması ve ustalık sınıfı düzenliyoruz. Bu yıla Keman Ustalık Sınıfı ile başladık.
Keman Ustalık Sınıfı'na Türkiye'nin dört bir yanından 26 gencin katılması bizi çok mutlu etti. Bu gençlerimiz çağımızın en iyi Bach yorumcusu olarak tanınan Prof. Joshua Epstein ve özellikle Mozart yorumlarıyla haklı bir üne sahip olan Devlet Solist Sanatçısı Tuncay Yılmaz ile buluştular. Solo piyanist ve eşlikçi olarak ün kazanmış, Birmingham Konservatuarı öğretim üyesi-piyanist Ass. Prof. Robert Markham derslere eşlikçi olarak katıldı. 26 yetenekli gencimizin arasından 3 tanesi yıldız öğrenci seçildi. Çalışmalarına Tuncay Yılmaz ile devam eden bu öğrencilerimiz 18 Temmuz'da Bremen Gençlik Orkestrası'nın konserine solist olarak katılacaklar.
"İzmir'den Türkiye'ye sesleniş" olarak adlandırdığımız Dr. Nejat Eczacıbaşı Ulusal Beste Yarışması'yla da bir yandan çağdaş Türk Sanat Müziği dağarcığına yeni yapıtlar kazandırırken diğer yandan genç bestecilerimizi destekliyoruz. 1996 yılından beri düzenlenen bu yarışma Türkiye'de senfonik daldaki ilk ve sürekli olarak yapılan tek yarışma özelliğini taşıyor. Dr. Nejat Eczacıbaşı Ulusal Beste Yarışması bugüne kadar yaklaşık 135 tane senfonik eseri müzik dağarcığımıza kazandırdı.


Eczacıbaşı: İzmir son yıllarda sanatsal anlamda gerçekten büyük bir atılım yaptı. İzmir Devlet Senfoni Orkestrası (İZDSO), İzmir Devlet Opera ve Balesi (İZDOB) ve İzmir Devlet Tiyatrosu bu alanda çok ciddi çalışmalara imza atıyor.
Sanat kenti olma yolunda bence en önemli eksiğimiz yeterli büyüklükte ve teknik donanımda salonlara sahip olmamamız.
Çok yakında açılacak olan Ahmet Adnan Saygun Kültür Merkezi bu açığı önemli ölçüde kapatacaktır. Ancak yine de sorunu bütünüyle çözmeyecektir.
Bizim en büyük avantajımız etkinliklerimizi Efes Antik Kenti, Metropolis Ana Tanrıça Kenti, Kadifekale, Tepekule, Agora, Meryem Ana Evi, Bergama Asklepion Tiyatrosu gibi İzmir'in tarihi mekanlarında gerçekleştiriyor olmamız. Yaz festivali düzenlediğimiz için bu konuda sorun yaşamıyoruz. Ancak İzmir'de yıl boyu gerçekleştirilebilecek etkinliklere ev sahipliği yapabilecek nitelikte salonların da olması gerekiyor. Bu sorunlar çözülürse İzmir'in geleceği parlaktır.
"Barışın yolu, sanattan geçer"
İzmir, Türkiye'nin diğer büyük şehirleri İstanbul ve Ankara ile kıyaslandığında kültür sanat organizasyonlarının yetersizliği ve düzenlenen organizasyonlara katılım oranının düşük oluşu nedeni ile sürekli eleştiriliyor. Sizce İzmir'deki sanatsal aktiviteleri artırmak ve sanatı geniş kitlelere yaymak için neler yapılması gerekiyor?
Eczacıbaşı: Bence bu dünyanın her yerinde yaşanan bir sorun. Sanat elbette ki geniş kitlelere yayıldığında amacına ulaşabilir. Ancak her tür etkinliğe herkesin katılmasını bekleyemezsiniz.
Kültür sanat etkinliklerine katılım oranının düşük olduğu düşünülüyorsa bunun nedenleri de araştırılmalıdır. Bu durum kişisel tercihler, eğitimsizlik, maddi sorunlar gibi pek çok nedenden kaynaklanıyor olabilir.
İKSEV'in bu yönde projeleri var mı?
Eczacıbaşı: İnsanların kültür-sanat etkinliklerini hakikaten sanatın icra edildiği yerlerde izlemeleri gerektiğini düşünüyorum. Bu konuda da üstümüze düşeni yaptığımıza inanıyorum.
Biz düzenlediğimiz etkinliklere katılım oranını artırmak için elimizden geleni yapıyoruz. Belli kontenjanlar ayırıp farklı kesimlerin de festivallerimize katılmasına imkân sağlıyoruz. Emeklilerimize, öğrencilerimize ve öğretmenlerimize özel indirimler uyguluyoruz.
Bu konuda en büyük destekçimiz İzmir Büyükşehir Belediyesi. Festival zamanı İzmirlilerin ulaşım sorununu çözmek için semtlere kadar giden otobüs seferleri düzenleniyor.
İzmir'in sanatsal gelişimi açısından büyük önem taşıdığını belirttiğiniz EXPO 2015'i rakibimiz Milano'ya kaptırsak da, hazırlık aşamasında İzmir'in tanıtımında önemli bir yol katedilmişti. Bu süreçte kazanılan ivme kültürel açıdan olumlu yönde kullanılabildi mi sizce?
Eczacıbaşı: Kentler ve ülkeler sürekli bir yarış içindeler. EXPO 2015 de bu yarışlardan biriydi. Bence İzmir bu yarışta kendini başarılı bir şekilde temsil etti. Sonuca çok yaklaşmıştık. Ancak Milano bu konuda çok tecrübeliydi. Dolayısıyla ben yakalanan başarıyı çok olumlu buluyorum. Bu süreç eksiklerimizi görmemiz açısından önemli bir deneyim oldu.
Hazırlık aşamasında beni en çok mutlu eden şey ise herkesin tek vücut olduğunu görmek oldu. Bu sürecin en önemli sonucu budur bence.
Bir röportajınızda "Barış kültürü şiddet ve savaşa baskın gelirse barış sağlanabilir. Çünkü kültür sevgi gibidir, paylaşıldıkça çoğalabilir" diyorsunuz. Sizce biz kültürümüzü barış adına ne derece paylaşabiliyoruz?
Eczacıbaşı: Sanat tüm çekişmelerden uzak bir olgudur. Sanatsal etkinliklerin insanları bütünleştirdiğine inanıyorum. Bu anlamda barış ancak kültürel paylaşım yoluyla sağlanabilir.
Toplum olarak sevgi, dostluk ve barışı en azından festivallerde paylaşıyoruz. Bu anlamda yurtdışından gelen sanatçılar ile bizim sanatçılarımız sanatsal arenada dostluk adına çok önemli adımlar atıyorlar.
Filiz Eczacıbaşı Sarper'in düşüncelerine katılıyor, onun İzmir'in kültür-sanat yaşamına yaptığı katkıların herkese örnek olmasını diliyoruz.