Gupse Özay

“Her filmimde biraz Ege dokusu olsa ne iyi olur”

Söyleşi: Derya Şahin Şan

Sempatik ve cana yakın tavırlarıyla İzmirli olduğunu hemen belli ediyor Gupse Özay. Yalan Dünya dizisinde canlandırdığı "Nurhayat" karakteriyle beğeni kazanan, ardından senaryosunu yazdığı ve başrolünü oynadığı "Deliha" filmiyle sevenlerinin karşısına çıkan sanatçı, en büyük hedefinin yönetmenlik olduğunu ve yavaş yavaş İzmir’e dönme hayalleri kurduğunu söylüyor.

Küçük yaşlarda merak saldığı sinemaya ve oyunculuğa Ege Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümünü bitirerek adım atan Gupse Özay, TRT’den yapım şirketlerine, magazin dergilerinden dizi setlerine kadar kariyeriyle ilgili birçok alanda tecrübe sahibi olmuş. 4 yıl boyunca reklam yazarlığı yapan, ardından dizi sektörüne geçerek birkaç dizi denemesi gerçekleştiren Özay, internete yüklediği skeçlerle bir anda fenomen haline gelince Gülse Birsel’in de dikkatini çekmiş. İşte tam da bu noktada şöhreti yakalamış.

Bir anda üne kavuşmanın hayatında çok şey değiştirmediğini, çocukluğundan beri sosyal bir insan olduğunu belirten Özay, son olarak senaryosunu yazarak başrolünü oynadığı filmde canlandırdığı ‘Zeliha’ karakteriyle çocukluğuna dönmüş.

Gupse Özay İstanbul’da yaşamaya başladığı ilk yıllarda oldukça zorlanmış. İzmir’in havasını, güneşini, insanlarını, kısacası her şeyini özlediğini söylüyor. “Her filmimde biraz Ege dokusu olsa ne iyi olur” diyen sanatçı, İzmir’e yerleşip sinema sektörünü biraz da doğup büyüdüğü bu şehre taşımak istediğini belirtiyor.

İzmir’de doğup büyüdünüz ve yüksek öğreniminizi burada tamamladınız. İzmir’den İstanbul’a gittiğinizde nasıl bir dünyayla karşılaştınız? İstanbul’a alışmakta zorluk yaşadınız mı?

Özay: İzmir’de doğup büyüyen biri için İstanbul yaşaması zor bir şehir. Hızlı, stresli ve kalabalık. Çok ağladım, alışamadım 6 ay boyunca. Şimdi savaşı kazandım. Yavaştan İzmir’e dönme hayalleri peşindeyim.

Yalan Dünya dizisinde canlandırdığınız "Nurhaya" karakteri ile dikkatleri bir anda üzerinize çektiniz. Yalan Dünya ile buluşmanız nasıl gerçekleşti? Şöhreti bir anda yakalamak hayatınızda neleri değiştirdi?

Özay: İnternete koyduğumuz bir skeçle dikkat çektim. Yalan Dünya’daki Nurhayat karakterini yapar bu kız demişler. Şöhreti bir anda yakalamak hayatımda çok şey değiştirmedi. Çünkü 27 yaşındaydım ve artık şaşırma ve bocalama evresini geçmiştim. 18’imde olsaydım, bu kadar olgun karşılar mıydım, bilemem. Daha çok tanınmak beni rahatsız etmedi. Çocukluğumdan beri sosyal bir tiptim zaten.

Ülkemizdeki dizi sektörünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Oldukça emek harcanarak çekilen dizilerin başarıyı yakalaması için bir kriter var mı? Yoksa biraz da şans mı gerekiyor?

Özay: Şans mutlaka gerekli. Çünkü oyuncu, yönetmen ve senarist olmak isteyen kalabalık bir kitle var. İlla ki bir fark yaratmak gerekiyor. Kaliteli senaryo, kaliteli teknik ekip, kaliteli oyuncular diziyi tepeye çıkarıyor. Ama sanırım asıl olay samimiyet. Samimi ve sıcak isen izleyici hemen yakalıyor ve bırakmıyor.

Senaryosunu yazarak başrolünü oynadığınız "Deliha" adlı komedi filmi büyük ilgi gördü. Bu film için tam 15 kilo aldınız. Filmde canlandırdığınız "Zeliha" nasıl bir karakter?

Özay: Zeliha çocukluğuma benziyor. Erkeksi bir hâli ve tavrı var; biraz kavgacı. Sevdiklerini korumak için her şeyi yapıyor. İzmir’de çocukken aynı Zeliha gibiydim.

Filmin çekimleri İzmir’de yapıldı. Peki filmde İzmirlilik kültürüne dair neler işlendi?

Özay: Filmde son bir haftayı İzmir Selçuk’ta çektik. Şirince’yi çok severim. Harika bir yer. Yönetmenimiz de çok sevdi. Hem görüntü olarak tat verdi hem de insanlarının enerjisi filme geçti. Her filmimde biraz Ege dokusu olsa ne iyi olur.

Zeliha karakterinin Şahan Gökbakar’ın canlandırdığı Recep İvedik karakteriyle benzer özellikler taşıdığı söyleniyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Özay: Recep İvedik efsaneleşmiş, herkesin tanıdığı, bildiği bir karakter. Kavgacı tarafını benzettiler. Bu da çok normal. Bir de afişte tek kişinin kullanılması ‘karakter filmi bu galiba’ algısı yarattı. Oysa izleyenler bilir; yan karakterlerin de hikâyeleri var filmde. Başka bir karaktere benzetilmek kötü değil, ama bana sorarsan Recep İvedik'e değil de Şoför Nebahat’a daha çok benziyor. Genel tanım olarak ise erkek fatma derim.

Film gişe beklentinizi karşıladı mı?

Özay: Gişe beklentim kendi adıma “çok kişi izler ve beğenirse daha çok film yaparım ve belki televizyona iş yapmak zorundalığından kurtulurum” cümlesini barındırıyor.

Metin yazarlığı, oyunculuk, senaristlik ve sunuculuk gibi birçok alanda deneyim sahibi oldunuz. Belirli bir kariyer hedefiniz var mı? Gupse Özay'ı ileride yönetmen koltuğunda görmek mümkün mü?

Özay: Evet, en büyük hedefim yönetmenlik zaten. Oyunculuk eğitimini iyi bir yönetmen olmak için aldım. Senaryo da aynı şekilde. İyi bir yönetmen oyunculuktan, senaryodan da çakmalı… Yönetmenliğe biraz daha zaman var. Zaten okulunu okudum. Biraz cilâya ihtiyacım var. Sonra filmlerimi kendim çekmeyi planlıyorum. Mükemmelliyetçilik huyumda var.

Ağabeyiniz Betal Özay ile ortak bir yapım şirketi kurdunuz. Ne gibi projeler hayata geçirmeyi planlıyorsunuz?

Özay: Çok plan ve hayal var kafamızda… Sürpriz olsun…

Üniversite yıllarında çektiğiniz ve babanızın hayat hikâyesini anlatan ödüllü bir belgesel filminiz var. Önümüzdeki yıllarda yine bir belgesel yapmayı düşünürseniz, bu belgeselin konusu ne olurdu?

Özay: Çok istiyorum belgesel yapmak ama şu an kafamda bir şey yok. Belgesel büyük araştırma istiyor. Sevdiğim merak ettiğim hakim olduğum bir konu olmalı..

Bir İzmirli olarak İzmir denilince aklınıza ilk olarak ne geliyor? İzmir’den uzak kaldığınızda en çok neyi özlüyorsunuz?

Özay: İnsanlarını, havasını, güneşini, denizini, balığını… Her şeyini galiba.

İzmir’in ve İzmirli olmanın sizin sanat yaşamınıza bir etkisi oldu mu?

Özay: İzmirliler genel olarak pozitif, güler yüzlü, yaratıcı ve güvenilir insanlar. İzmir'in yaşamıma tabii ki artısı ve eksisi oldu. Herkesi kendin gibi görmek sıkıntı yarattı, fena kandırıldığım zamanlar oldu başlarda. Artısı ise ‘iyiler mutlaka kazanır’ oldu.

Kente dair yeni projeleriniz var mı?

Özay: İzmir ile ilgili projeler var. İzmir'e yerleşip sinema sektörünü biraz da bu şehre taşımak istiyorum.

Gupse kelimesi Çerkezce’de canımın içi anlamına geliyor; siz de deli dolu ve samimi tavırlarınızla bu isme oldukça yakışıyorsunuz. Peki, Gupse Özay yalnız kaldığı anlarda neler yapıyor, içsel olarak nasıl bir yolculuğa çıkıyor?

Özay: Teşekkürler. Yalnız kalmayı çok severim. Tatillere bile yalnız giderim. Sinemaya yalnız gitmeyi severim. Yazmayı çok severim. Resim yapmaya bayılırım. Bir şeyler üretmeden rahat edemiyorum, huzursuz oluyorum. O bakımdan genel olarak yalnızken, müzik çalan tek kişilik bir fabrikayım…

| Bu söyleşi, İzmir Kültür ve Turizm Dergisi’nin Ocak 2015 tarihli 30. sayısında yayımlanmıştır.