Karagöz ile Hacivat’ın Gölgesi

Bursa’nın o meşhur sisli akşamlarında, Ulu Cami’nin gölgesi şehre düştüğünde, bir başka gölge daha canlanır. Bu, ne taştan ne de ipektendir; bu, Bursa’nın ruhundan süzülen bir "hayal"dir. Şehrin sokaklarında hala yankılanan o şakacı sesler, yüzyıllar önce bu topraklarda yaşamış iki dostun, Karagöz ve Hacivat’ın mirasıdır.

Şantiye Tozundan Hayal Perdesine Efsane odur ki; Bursa’nın kalbi Ulu Cami inşa edilirken, işçilerin arasında iki kişi vardır: Biri hazırcevaplığı ve patavatsızlığıyla bilinen demirci ustası Karagöz, diğeri ise ağzı laf yapan, okumuş yazmış duvarcı ustası Hacivat. İnşaatın ağır yükü altında ezilen işçiler, bu ikilinin birbirine takılmalarını, o bitmek bilmeyen ağız kavgalarını izlemek için işi gücü bırakır, kahkahalara boğulurlarmış. Öyle ki, caminin inşaatı bu şakalar yüzünden bir türlü ilerlemez olmuş. Duruma öfkelenen Sultan, ibadethanenin gecikmesinden onları sorumlu tutmuş ve fermanını vermiş... Ancak bedenleri bu dünyadan göçse de, Bursa halkı onların neşesini toprağa gömmeye razı gelmemiş.

Traditional Turkish Karagoz and Hacivat shadow puppets performing on a screen.
Traditional Turkish Karagoz and Hacivat shadow puppets performing on a screen.

Ölümü Öldüren Mizah

Karagöz ve Hacivat’ın dostu olan Şeyh Küşteri, onların yokluğuna dayanamayıp başındaki beyaz sarığı bir perde gibi germiş, arkasına bir mum yakmış ve bu iki dostu deri tasvirlerle yeniden canlandırmış. İşte o an, Bursa’nın "Hayal Perdesi" kurulmuş. Bu perde, sadece bir eğlence değil; halkın Sultan’a, kadere ve hayata karşı söylediği sözlerin, yaptığı eleştirilerin en güvenli limanı olmuş. Karagöz halkın sağduyusunu ve patavatsız dürüstlüğünü temsil ederken, Hacivat kentin okumuş, nazik ama bazen ukala yüzü olmuştur.

Nükteyle Yoğrulan Şehir

Bursa sadece anıtsal camilerin ve ağır ipeklerin şehri değildir; Bursa, zekânın kılıçtan keskin olduğu, mizahın ise yaraları sardığı bir şehirdir. Karagöz ile Hacivat’ın hikâyesi, Bursa insanının o "vazgeçmeyen" neşesinin kanıtıdır. Onlar aslında hiç ölmemişlerdir; bugün hala bir Karagöz oynatıcısı perdeyi kurduğunda, mumu yaktığında ve o meşhur "Yardım et bana ey Hak!" nidası yükseldiğinde, Bursa’nın o kadim nüktesi yeniden nefes almaya başlar.

Derinleşmek için: Karagöz tasvirlerinin neden özellikle "deve veya manda derisinden" yapıldığını ve kök boyalarla verilen o şeffaf renklerin ışıkla buluştuğunda neden "canlıymış" hissi verdiğini merak ediyor musunuz? Bu zanaatın arkasındaki estetik sırrı keşfetmek, seni Bursa’nın karanlığı aydınlatan o sihirli perdesine daha da bağlayacak.