İclal Kardıçalı

Müzik ile eğitimin harmonisi...

İclal Kardıçalı sanatçı bir anne babanın kızı. Sanatla iç içe bir ailede ve sürekli sanatçıların ağırlandığı bir evde büyüdüğü için onun sanat serüveni daha doğduğu anda başlamış aslında.

Piyano çalarak adım attığı müzik dünyasında sürekli kendini yenileyen ve geliştiren Kardıçalı, müzisyen kimliğine bir de orkestra şefliğini eklemiş. Bırakın Türkiye'yi, dünyada kadın orkestra şefi sayısı parmakla gösterilecek kadar azken, Kardıçalı bu alanda eğitim görerek İzmir'in ilk kadın orkestra şefi olmuş.

İclal Kardıçalı aynı zamanda bir eğitimci. Uzun yıllar İzmir'in önde gelen isimlerinin girişimleriyle kurulan Orion Eğitim Vakfı'nın başkanlığı ve vakıf çatısı altında hizmet veren İzmir'in gözde eğitim kurumlarından Özel Piri Reis İlköğretim Okulları'nın kurucu temsilciliği görevlerini yürüttü.

Piri Reis gibi, zamanını aşabilen ve ileriyi görebilen nesiller yetiştirmeyi hedeflediklerini belirten Kardıçalı, müzisyenliği ve eğitimciliği harmanladığı kendi yaşamında da Piri Reis'e lâyık olmaya çalıştığını söylüyor.

Bir eğitimci olmanızın yanı sıra müzisyensiniz. Müzik yaşamınız ne zaman ve nasıl başladı?

Kardıçalı: Benim müzik yaşamım çok küçük yaşta başladı. Çünkü müzikle iç içe bir ailede büyüdüm. Bir konserde tanışıp evlenen annem Cevval Onural ve babam Faik Onural müzikle yakından ilgililerdi. Babam keman, annem ise piyano çalardı. Babam aynı zamanda merkezi Amerika'da bulunan Amatör Müzisyenler Derneği'ne üyeydi. Bu derneğe üye müzisyenler İzmir'e geldiklerinde bizim evimizde kalırdı. Dolayısıyla müzikle çok küçük yaşlarda tanıştım. 6 yaşımdayken piyano çalmaya başladım. 2 yıl Nilgün Atrek ile, ardından da Tomris Öziş ile çalıştım.

Daha sonra yükseköğrenim için Kanada'ya gittim. Kanada'da önce mütercim-tercümanlık üzerine öğrenim gördüm. Daha sonra da Kanada'daki konservatuvarın sınavına girdim ve Türkiye'deki çalışmalarımdan dolayı üniversitenin ikinci sınıfına kabul edildim. Orada da piyano eğitimi aldım. Henüz konservatuarda öğrenciyken piyano dersleri vermeye başladım. 1985 yılında Türkiye'ye kesin dönüş yaptıktan sonra müzik çalışmalarıma İzmir'de devam ettim.

Orkestra şefliğine geçişinizin öyküsünü sizden dinleyebilir miyiz?

Kardıçalı: Kanada'dan döndükten sonra, 1990 yılında Bilkent Üniversitesi'ne başvurarak müzik kompozisyonu konusunda bir lisans tamamlama yaptım. Daha sonra da kompozisyon ve orkestra şefliği üzerine yüksek lisans yaptım. Böylece şeflik maceram da başladı. Tamamen kendi özel ilgimden dolayı şef olmak istedim.

Piyano çok dolu dolu bir enstrumandır. Kuşkusuz orkestra piyanodan da büyük bir enstrüman. Ben orkestranın nasıl çalıştığını anlamak ve kendimi geliştirmek için bu alana yöneldim. Eğitimimi tamamladıktan sonra İzmir Devlet Senfoni Orkestrası ve Antalya Senfoni Orkestrası'nı yönettim. Ayrıca İzmir Oda Orkestrası'nı kurduk ve bu orkestrayla da İzmir'de özel konserler düzenledik. Bu benim için önemliydi. Çünkü ben müziği her zaman bir sosyal sorumluluk projesi olarak da gördüm. Bu nedenle gerçekleştirdiğimiz konserlerin gelirlerini okuma-yazma projelerine yönlendirdik. Müziği böylesine kutsal bir amaca hizmet etmek için kullanmaktan her zaman çok büyük mutluluk duydum.

Ülkemizde kadın orkestra şefi sayısının az oluşunu neye bağlıyorsunuz?

Kardıçalı: Kadın orkestra şefi sayısı sadece ülkemizde değil, dünyanın her yerinde oldukça az. Bunun nedeni ise orkestra şefliğinin kadınların sonradan atıldıkları bir çalışma alanı olması. Zaten tarih boyunca kadının müzikteki yeri çok kısıtlı kalmış. Ve orkestralar kadın sanatçıları almakta direnmişler. Bu özellikle Batılı ülkelerde sıkça rastlanan bir durum. Avrupa ve Amerika'daki orkestralar uzun süre bırakın şefi, müzisyen olarak da kadını aralarına kabul etmemişler.

O dönemde kadınlar sadece evde çalmak üzere kapsamlı bir müzik eğitimi alırmış. Kadın ailenin özel toplantılarında, bayramlarda, kutlamalarda ve oda müziğinde aktif rol alsa da, müzisyen olarak sahneye çıkamazmış. Bu durum II. Dünya Savaşı yıllarına kadar devam etmiş. O yıllarda erkekler savaşa gittiği için orkestralardaki kadın müzisyen sayısı giderek artmış. Doğu Avrupa'da ise Batılı ülkelerin aksine bu işe çok önem verilmiş ve çok fazla kadın şef yetişmiş.

Günümüzde ise bu sorun aşıldı. İşini iyi yapan kadın müzisyenler yetiştikçe bu bakış açısı da değişti. Örneğin Amerika'da çok fazla kadın şef var. Ülkemizdeki orkestraların müzisyenlerinin yarısından fazlası ise kadındır. Türkiye'deki ilk kadın orkestra şefi İnci Özdil'dir. İzmir'deki ilk kadın şef ise benim.

Elbette ki bu bir eğitim meselesi. Her meslek alanında olduğu gibi müzisyen ya da şef olabilmek için de ciddi bir eğitim almak şart. Müzik eğitimi zor ve uzun bir süreci kapsar. Müzisyen olmak çok çalışmayı ve disiplinli olmayı gerektirir. Tabii ki sadece eğitimli insanların olması yeterli değil, bu insanların çalışabileceği iş alanlarının da yaratılması gerekli.

Kadın orkestra şefi olmanın zorlukları neler?

Kardıçalı: Orkestra şefi her şeyden önce bir mesleği icra eden kişidir. Dolayısıyla işini iyi yapan bir insan için şefin kadın ya da erkek olmasının hiçbir önemi kalmıyor. Bu sonuçta bir yönetme işi. Orkestradaki çeşitli enstrümanları ve o enstrümanları çalan müzisyenleri yönetirsiniz. Ben çalıştığım İzmir ve Antalya orkestralarında herhangi bir olumsuz tutumla karşılaşmadım.

Orkestra şefi olmanın genel anlamda en zor yönü konserin canlı olmasıdır. Bu bağlamda da provaları iyi yapmak gerekir. Canlı müzik yapmak her zaman heyecanlıdır.

Biraz da eğitimci kişiliğinizden bahsedelim. Uzun yıllar İzmir'in önde gelen isimlerinin bir araya gelerek kurduğu Orion Eğitim Vakfı'nın başkanlığını yaptınız. Vakıf tarafından kurulan Özel Piri Reis İlköğretim Okulları'nın öyküsünü sizden dinleyebilir miyiz?

Kardıçalı: Türk Millî Eğitim Sistemi'nde 1997 yılında yapılan temel değişikliklerle yürürlüğe konan ve eğitim alanında yeni bir dönem başlatan 8 yıllık zorunlu, kesintisiz eğitim süreci Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı okulların orta sınıflarının kapanmasına neden oldu. Söz konusu okullara öğrenci yetiştirmek amacıyla, vakıflar aracılığıyla tüm Türkiye'de ilköğretim okulları açıldı. İzmir Saint Joseph Fransız Lisesi orta sınıflarını kaybeden okullardan biriydi.

Orion Eğitim Vakfı da bu boşluğu doldurmak, öğrencilerine ve topluma yakışan çağdaş ve aktif eğitimle bir yabancı dile, Fransızcaya anadil seviyesinde hâkim, kendisi, çevresi ve tüm dünyayla tanışık ve barışık, kendine güveni tam, meraklı, araştırmacı, yaratıcı öğrenciler yetiştirmek ve İzmir Saint Joseph Fransız Lisesi'ne altyapı oluşturmak amacıyla 1998 yılında kuruldu.

Ben, eşim Esat Kardıçalı, Lucien Arkas, Selim Bonfil, Pierre Caporal, Hasan Denizkurdu, Yıldız Denizkurdu, Herve Giraud, Jak Kaya, Yann de Lansalut ve Ahmet Tükel'in katılımıyla kurularak tescil edilen Orion Eğitim Vakfı, eğitim zincirinin ilk parçası olan Özel Piri Reis İlköğretim Okulu'nu 1998, ikinci parçası olan Özel Güzelbahçe Piri Reis İlköğretim Okulu'nu 1999 yılında eğitime açtı. Çankaya'da hizmet veren Özel Piri Reis İlköğretim Okulu'nu Karşıyaka'ya taşıdık.

Bu okulların en önemli özelliklerinden bir tanesi yabancı dili iyi öğreten okullar olmaları. Saint Joseph geçmişinden dolayı biz Fransızca'yı seçtik. Fakat öğrencilerimiz ikinci sınıftan itibaren İngilizce de öğreniyorlar. 6. sınıftan sonra ders programına İtalyancayı da ekliyoruz. Fransızca çok güzel ve zor bir Avrupa dili. Dolayısıyla küçük yaşta bu dili öğrenmeye başlamaları onlara çok yararlı oluyor. Bu sayede İngilizceyi ve İtalyancayı daha kolay öğreniyorlar. Mezunlarımızın yarısından fazlası Saint Joseph'e gidiyor.

İlköğretimde Fransızca'nın yanı sıra çocukların temel becerileri kazanmaları, sosyal yönlerini geliştirmeleri, özgüven sahibi olmaları adına spor ve sanatla tanışmaları için gayret gösteriyoruz. En az dersler kadar sosyal faaliyetlere önem veriyoruz.

Vakfımız öğretmen formasyonlarına da çok özen gösteriyor. Çünkü artık eskisi gibi öğretmen okulundan mezun olup mesleğinizi sürdürmeniz mümkün değil. Bu nedenle öğretmenlerimizin uzman eğitmenler ve akademisyenlerle birlikte çalışmasını sağlıyoruz. Bunun yanı sıra öğretmenlerimizi zaman zaman Fransa'ya göndererek, oradaki eğitim sistemini daha yakından incelemelerini sağlıyoruz.

Ayrıca her iki okul binasını da çeşitli sosyal sorumluluk projelerinde kullanıyoruz. İzmir ve Ege Bölgesi'ndeki ilköğretim okulları arasında kompozisyon, resim ve karikatür yarışmaları düzenliyoruz. İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin şehir ve tarih konulu karma yarışmasında öğrencilerimiz hazırladıkları Agora, Tepekule ve Foça projeleriyle 3 yıldır ilkokul bazında birinci oldular. Bunların yanı sıra okul öncesi eğitimi alanında sempozyumlar düzenliyoruz.

| Bu söyleşi, Temmuz 2008'de “Guru” dergisinde yayımlanmıştır.

Geçtiğimiz yıl yeni bir projeye imza atarak bünyemizde anaokulu çağındaki çocuklara da eğitim vermeye başladık. Okul öncesi eğitim Türkiye'nin çok önemli eksikliklerinden bir tanesi. Avrupa Birliği'ne katılabilmek için hazırlık yaptığımız günümüzde, Avrupa ülkelerinde küçük çocukların eğitime katılma yaşı 3 veya 4. Biz de bir Avrupa okulu olarak bu yolda ilerlemeyi seçtik. Anaokulumuz bir kreş ya da çocuk bakım evi değil. Fransa'nın ve Belçika'nın okul öncesi eğitim programlarını inceleyerek tamamen okulumuza özgü bir program oluşturduk.

Orion Eğitim Vakfı'nın yakın gelecekte farklı projelere imza atma hedefi var mı?

Kardıçalı: Henüz tarih koymamakla birlikte, uzun vadede gerçekleştirmeyi planladığımız bir üniversite projemiz var. Bunun İzmir'e çok yakışacağını düşünüyorum.

Özel Piri Reis İlköğretim Okulları'nın eğitim anlayışından ve İzmir'e katkılarından bahseder misiniz?

Kardıçalı: Özel Piri Reis İlköğretim Okulları kesinlikle çağdaş eğitimden yana. Bu anlamda Batılı ve özellikle de eğitim alanında çok yol katetmiş ülkelerin neler yaptıklarını yakından izliyoruz. Öğrencilerimizi hem akademik hem de sosyal anlamda hayata hazırlıyoruz. Çünkü sadece akademik anlamda başarılı olmak yeterli değil; önemli olan iyi ve ahlâklı bir insan olmak. Bunlar küçük yaşta öğrenilmezse sonradan sorun olabiliyor. Bu anlamda öğrencilerimizin aileleriyle de sürekli iletişim halindeyiz. Öğrencilerimiz ve onların aileleriyle birlikte İzmirlilik kültürüne sahip çıkıyoruz ve bu kültürü geleceğe taşımaya çalışıyoruz.

Okulların isminin Piri Reis olmasının özel bir nedeni var mı?

Kardıçalı: Başta ben ve eşim Esat Kardıçalı olmak üzere, Orion Eğitim Vakfı'nın kurucularının denize tutkusu ve İzmir'in bir deniz kenti olması okulların isimleri belirlenirken etkin rol oynadı.

Ünlü Osmanlı amirali Piri Reis, çalışmalarıyla kendisini ve yaşadığı dönemi aşan bir kişidir. Öyle ki Piri Reis, modern navigasyon ekipmanlarının adının bile anılmadığı 16. yüzyılda, Osmanlı sularını dolaşmış ve gittiği her yerin haritasını çizmiş, bu çalışmaları topladığı "Kitab-ı Bahriye" adlı eserini de bilim dünyasına hediye etmiştir. Biz de öğrencilerimizin Piri Reis gibi zamanını aşabilen ve ileriyi görebilen kişiler olmalarını amaçlıyoruz.

Denizcilerin sabırlı ve doğaya karşı çok saygılı oluşları da bu ismi seçmemizde etkili oldu. Denizci huyunda ve Piri Reis'in izinden giden, ona lâyık olan çocuklar yetiştirmeyi hedefliyoruz.

Eğitimcilik ve müzisyenlik. Her ikisi de büyük özveri ve emek gerektiriyor. Siz bu iki alanda da elde ettiğiniz başarılarla dikkat çekiyorsunuz. Peki dengeyi nasıl kuruyorsunuz?

Kardıçalı: Eğitimcilik ve müzisyenlik, insanın biraz da hobi olarak gördüğü, sevdiği ve uğraşmaktan keyif aldığı alanları meslek olarak seçmesi anlamına geliyor.

Ben bundan 5-6 yıl önce üniversiteye geri dönerek pedagojik formasyon yaptım ve İngilizce öğretmeni oldum. Daha sonra da eğitim fakültesinde birkaç yıl ders verdim. Bunun yanı sıra müzik çalışmalarıma da ara vermeden devam ediyorum. Dolayısıyla eğitimcilik ve müzisyenlik benim için aynı yumakta birleşiyor. Bu anlamda hayatımda bir denge kurduğumu söyleyebilirim. Mümkün olduğu kadar her ikisini bir arada yürütebileceğim projeler geliştirmeye çalışıyorum. Tabii ki çok yoğun bir tempoda çalışıyorum. 24 saat bana az geliyor diyebilirim. Bu anlamda ben de Piri Reis'e lâyık olmaya çalışıyorum.

Sanatçı yönünüz dolayısıyla müziğe yetenekli olduğunu tespit edip bu alana yönlendirdiğiniz öğrencileriniz oluyor mu?

Kardıçalı: İlköğretim çağında bir alanda uzmanlaşma söz konusu olmadığı için böyle bir misyonumuz yok. Ancak tabii ki ben müzisyen oluşumdan dolayı özel yetenekli öğrencileri çok çabuk fark edebiliyorum. Yaklaşık 5-6 yıl önce düzenlediğimiz bir konserde, 10 öğrencimiz çocuk enstrümanlarıyla bazı eserlere eşlik ettiler. Konserden sonra müziğe yönelen öğrencilerimiz oldu. Bir tanesi yaşamına piyanist olarak devam ediyor. Bir başka öğrencimiz de profesyonel anlamda flüt çalıyor. Zaman zaman TRT korosunu okulumuza davet ediyoruz. Bu da öğrencilerimizin koroya karşı ilgisini artırıyor. Bu tarz faaliyetler öğrencilerimizin kendi yeteneklerini keşfetmeleri açısından da çok yararlı oluyor.

Söyleşi: Derya Şahin Şan

Söyleşi: Derya Şahin Şan