Kardeş Türküler

Anadolu kültürünün en önemli mirasının bekçiliğini yapıyorlar

Onlar, yüzyıllardır aynı coğrafyayı paylaşan, başından savaşlar, göçler, kıtlıklar geçmiş, acıları ve mutlulukları ortak halkların ağıtlarını, oyun havalarını, halaylarını söylüyor. Birbirlerinin dilini bilmese de birlikte yaşamış ve birbirinden etkilenmiş bu halklar bütün dilsel, dinsel farklılıklarıyla Anadolu kültürünün mimarları. Kardeş Türküler de Anadolu kültürünün en önemli mirasının bekçiliğini yapıyor bir anlamda. Keskin etnik söylemlerinin ve kültürel çatışmaların dışında ama etnik müzikten beslenen gruptan Feryal Öney (vokal) ve Ayhan Akkaya (bas gitar) ile Kardeş Türküler'in çıkış noktasını, amacını, bugün geldikleri noktayı, çok kültürlülüğü ve kardeşliği konuştuk.

Farklı dillerdeki türküleri bu kadar başarılı seslendirmenizi neye borçlusunuz?

ÖNEY: Araştırdığımızda hepimizin geçmişinde çok karışık olmasa da Türklük, Kürtlük, Çerkezlikten izler taşıdığını fark ettik. Yaptığımız araştırmalarda gördük ki sadece Türk değiliz, sadece Kürt değiliz, Anadolu'da yaşayan her halkın izlerini taşıyoruz. Bu türküleri hakkını vererek okumak için türkünün ritmik ve melodik yapısını ve içinde anlatılan hikayeyi özümsemek gerekiyor. İçimizde Kürtçe, Rumca bilen arkadaşlar var. Bunun yanında Ermenice dersi alan arkadaşlar da var. Ders dışında türkülerin orijinalliğini korumak açısından cemaatlerle sürekli iletişim halinde olmaya çalışıyoruz.

Türküleri hangi kriterlere göre seçiyorsunuz?

AKKAYA: Türküleri seçerken o müzikal kültürün kendi barındırdığı çeşitliliği ortaya koyabileceğimiz bir repertuar hazırlamaya çalışıyoruz. Parça seçiminde, tematik bir kriter üzerinden de hareket ediyoruz. Bir yandan o müzikal kültürdeki farklı melodik formları göz önünde bulunduruyor, bir yandan seslendireceğimiz parçaların tematik bir bütünlük arz etmesine çalışıyoruz.

İlk albümünüz Kardeş Türküler ve ikinci albümünüz Doğu ile birlikte gelen ve Vizontele ile giderek artan popülerlik sizi korkuttu mu? Popülerlik sizin için ne anlama geliyor?

AKKAYA: Popülerlik aslında bizim kaçmaya çalıştığımız ya da ürktüğümüz bir şey değil. Kaçınılması değil sürekli mücadele edilmesi gerekilen bir alan. Popülerliğin sadece televizyon kanallarında görünmek ya da daha fazla tanınmanın dışında birtakım anlamları da var. Derdini daha çok insana anlatabilmek ve daha geniş bir kitleye ulaşmak. Bir yandan da parantez içinde daha çok halkçı müzik yapmak anlamına geliyor. Biz zaten halkın dışında bir şey yapamayız. Bunun için halkın dilinden konuşmamız ve halkın arasında olmamız gerekiyor. Popüler olmanın getirisi bu bizim için. Popülerleşmenin yozlaşmayla aynı anlama geldiğine dair bir kanı var, ama bizce hem popüler olup hem de sanatsal anlamda muhalif kimliği korumak, müzik piyasasıyla aşırı yüz göz olmamak mümkün.

İlk albümünüzden son albümünüze neler değişti?

ÖNEY: Kardeş Türküler 1993 yılında bir konser grubu olarak çıktığında albüm yapmak gibi bir derdimiz yoktu. İlk konserler ve onun paralelinde 1997'de çıkardığımız Kardeş Türküler albümü geniş bir coğrafyaya hitap ediyordu. Albümde Orta Anadolu'dan da, Karadeniz'den de türküler vardı. Türkçe'nin dışında, Kürtçe, Azerice ve Ermenice türküler de vardı. Mesela Ermenice parçaların seçilmesindeki amaç dinsel sınırların da ötesine geçmekti. Biz yüzyıllardır kültürel olarak içe içe geçmiş bu halkların beraber yarattıkları formları müzikal düzeyde ele aldık. O anlamda, ilk albüm aslında bir kolaj çalışmasıdır. Zaten bütün konserlerimizde ve albümlerimizde bu çeşitliliği vermeye çalışıyoruz. Doğu albümünde ise hem kültürel hem de bölgesel anlamda daha lokal bir bölgeyi ele aldık ama o lokal bölgedeki çok kültürlü ortamı da vermeye çalıştık. Doğuda sadece Türk ve Kürtlerin değil, Süryani, Arap ve Yezidilerin de yaşadığını ve o kültürel birikimin bugüne kadar taşındığını anlatmaya çalışan bir albümdü. Doğu müziklerindeki müzikal formlar üzerinden giden bir albümdü. Şarkılar belirli gırtlak ve makam yapılarının, göç ve sürgün gibi temaların dikkate alındığı belirli başlıklar altında seçildi. Sonra seyirciden gelen talepler doğrultusunda Çingene, Trakya ve Ege türkülerini de albüme alarak batıya da yer vermeyi düşündük. Bu bizim için batıya yönelik araştırmalarımızı genişletmek adına bir ilk oldu. Hemavaz böylece Ege, Batı Trakya, Anadolu ve bütün Mezopotamya'yı içine almaya çalışan bir albüm oldu. Konserlerimiz zaten bu şekilde devam ediyor. Ama ilerde daha lokal bir çalışma da olabilir.

Kendinizi politik olarak nasıl konumlandırıyorsunuz?

ÖNEY: Kardeş Türküler'in kültürel politik bir duruşu var. Grubun çıktığı 90'lı yıllar Türkiye'de etnik söylemlerin arttığı ve kültürel çatışmaların yoğunlaştığı bir dönemdi. Bu tesadüf değildi. Bizim çalışmalarımız bu çatışmalara karşı bir tepki aslında. Grubun adı Kardeş Türküler olarak seçildi çünkü insanlara anlatacak bir derdimiz vardı. Anadolu'da yüzyıllardır bir arada yaşamış, iç içe yaşamış, birbirinden etkilenmiş halkların bir arada kardeşçe yaşaması temennisinden yola çıkarak bu ismi seçtik. Bu adın aslında kültürel-politik bir duruşu da vardı. Türkiye konjonktüründen, gündeminden uzak durmama, araya mesafe koymak yerine onun içinde ona karşı tavır geliştirebilme bu duruşumuzu korumamız açısından önemli. Ülkenin politik gündemine bir yaklaşımı olan, mutlaka içinde hayattan bir şeyler barındıran ve ona dair bir şeyler söyleme derdi olan ürünler sergileme asıl amacımız.

AKKAYA: Biz alternatif bir müzik yapmak istiyoruz ve alternatif bir yerde duruyoruz. Çok kültürlülük zaten bu duruşun çıkış noktası. Bu halkların yüz-yıllarca bir arada yaşadığını ve bu müziklerin de o yaşam içerisinde üretildiğini söylediğinizde belli bir anlam yüklemiş oluyorsunuz. Dil politik bir şey aynı zamanda; doğal bir iletişim aracının ötesine geçti, bir kimlik haline geldi. Çok dilli bir Anadolu sunduğunuzda, resmi Anadolu panoramasının dışına çıkmış oluyorsunuz. Kültürel sınırları izleyip de coğrafi sınırları dikkate almadığınızda, politik bir şey yapmış oluyorsunuz. "Halklar" dediğinizde zaten politik bir şey yapmış oluyorsunuz. "Halkların kardeşliği", "barış" politik şeyler.

Son dönem AB uyum yasalarıyla gelinen nokta çalışmalarınızı nasıl etkiliyor?

AKKAYA: 20 sene önce bazı şeyleri gerçekleştirmek gerçekten zordu ama şu anda birçok açıdan daha rahat çalışabiliyoruz. İyi yönde gelişmeler var. Ama insanlara belli haklar tanınarak, "daha fazlasını istemeyin, elinize verilenle, minimum şeylerle yetinin" mantığı aşılanmaya çalışılıyor. Bu da aslında alt kültürler oluşturuyor. Bir üst kültür var; Türklük kültürü. Bunun altında da diğer kültürler var. Şarkınızı söyleyebilirsiniz ama o kadar çünkü birer alt kültürsünüz. Bu da bizi rahatsız ediyor. Daha farklı olamaz mı diye düşünüyoruz. Mesela hala dil kursu açılması konusunda sorun yaşanıyor ve bu gazetelere konu oluyor. Gazeteler için haber konusu olması bunların hala normal olarak kabul edilmediğini gösteriyor. Yasalardan ziyade, Türkiye'deki zihniyetle alakalı bir şey. Bu yasaları takiben farklı bir kültürel iklim oluşması lazım. Ama bu Türkiye'de çok yavaş işliyor.

Topluluktaki hiç kimse müzik eğitimi almadı

Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu'nun oluşumu 1995 yılına kadar uzanıyor. BGST'nin bir birimi olan Kardeş Türküler Topluluğu'nda yer alan insanların hemen hemen hepsi, müziğe üniversite yıllarında, Folklor Kulübü bünyesinde başladılar. Toplam 13 kişiler. Kimi edebiyat, kimi işletme, kimi matematik mezunu. Konserlerde belirlenen parçaların altyapısına ve yörelere göre enstrümanlar çeşitleniyor.

| Bu söyleşi, Haziran 2004’te İzmir’de 7 Gün gazetesinde yayımlanmıştır.

Söyleşi: Derya Şahin Şan