Kökleri Derinde, Ruhu Gökyüzünde bir Şehir: Kapadokya

Kapadokya’da zaman, yerin altında akar.
Gündüzleri gökyüzü balonlarla dolar, ama asıl hikâye toprağın derinliğinde başlar.
Kayaların oyulduğu, tünellerin birbirine bağlandığı yeraltı şehirlerinde nefes bile yankı yapar.
Bir zamanlar binlerce insanın yaşadığı bu taş labirentlerde, bugün durgun bir sessizlik hüküm sürer.

Kaymaklı’nın dar geçitlerinden geçerken, taşın kendi nefesini duyarsınız.
Duvarlar soğuk ama canlıdır; parmak ucuyla dokunduğunuz her yüzey, binlerce elin izini taşır.
Bir zamanlar burada, kandillerin titrek ışığında çocuklar uyumuş, kadınlar ekmek pişirmiş, erkekler su taşımıştı.
Şimdi yalnızca rüzgâr dolaşır, aynı tünellerde aynı yönlerde.

Kapadokya’nın taşları yumuşaktır.
Yontulması kolaydır, ama hatırayı saklama konusunda inatçı.
Her oda bir sığınak, her oyuk bir soluk, her duvar bir hikâyedir.
Toprak, sesi içine hapseder ve onu hiç bırakmaz.
Bu yüzden, yeraltı şehirlerinde yürürken yalnız kalamazsınız;
duvarların içinde bir yankı, bir nefes sürekli size eşlik eder.

Yukarı çıktığınızda gün ışığı gözlerinizi kamaştırır.
Göreme’nin uçurumlarına, Uçhisar’ın kalesine, taş evlerin bacalarına vurur.
Yerin altındaki karanlıkla üstündeki ışık arasında bir denge vardır burada.
Kapadokya, iki dünyanın sınırında yaşar —
biri göğe aittir, diğeri yer altına.

Ve o taşların arasında, bir nefeslik sessizlikte, şunu anlarsınız:
Bazı kentler, derine inerek yükselir.
Kapadokya da işte böyledir —
kökleri yerin derinlerinde, ruhu gökyüzünde bir şehir.

rock formation
rock formation