
Mersin
Yeryüzü Cenneti Mersin
Yayladaki göçer yörüklerden kent yaşamına sarılmış Levantenlere kadar farklı birçok yaşam biçimini barındıran Mersin, binlerce yıldır Akdeniz kıyılarında oradan oraya göçüp duran medeniyetin demir attığı bir kent.
"Nedir bu Akdeniz? Bin bir şeyin hepsi birden. Bir peyzaj değil, sayısız peyzajlar. Bir deniz değil, birbirini izleyen birçok deniz. Bir uygarlık değil, birbiri üzerine yığılmış birçok uygarlık." *Fransız tarihçi Fernand Braudel
İnsanoğlunun inanç dünyasını etkileyen dinlerin canlı izlerini taşıyan, her köşesinden tarih fışkıran, dağların alçak eteklerini üzüm bağlarının sardığı, upuzun kumsalları, gizemli koyları ve ardında yükselen Toros Dağları ile Mersin, bir Akdeniz Cenneti.
Eski bir Akdenizli...
Mersin'de insanın macerası çok eski çağlara uzanıyor. Akdeniz'in en sulak ve verimli topraklarından olan Çukurova, toprağı işlemeyi öğrenen insanlığın ilk yerleşim yerlerinden biri. Antik çağdaki adı Kilikia olan bölgede ilk insan yerleşimi MÖ 7 binde Prehistorik çağda, Yumuktepe'de başlıyor.
Henüz Yunanistan, Ege Adaları ve Avrupa kıtasında bilinmezken; MÖ 3 bin yıllarından başlayarak, bakırın ergimesi sırasında kalay katarak sert ve dayanıklı bir alaşım olan bronzu elde eden yöre insani, tarım araçları ve kullanım eşyaları ve silah yapmayı biliyordu. Ve yeni bir çağı başlatarak bronz alaşımı tarımdan küçük sanayiye geçiş sürecini başlattı. Toplumsal örgütlenme, kentleşme, kapalı tarım ekonomisinden çıkış ve bölgeler arası ticaret başlıyordu artık. İşte Mersin, tüm bu uzun tarihsel sürecin ve farklı kültürlerin izlerini taşıyor.
Batısı Türkiye'nin ve Akdeniz'in en parlak turizm merkezi Antalya; doğusu tarım ve sanayi yöresi Adana, güneyi boydan boya Akdeniz, kuzeyi ise Toros sıradağları ile çevrili olan bu güneş kenti, denizin mavisinden dağların beyazına uzanan bir peyzaja, yılın üç yüz günü parlayan bir güneşe sahip. Akdeniz'in büyük limanlarından biri. Bir deniz ticaret merkezi. Tarihin çok eski dönemlerinde olduğu gibi...
İnsanlık tarihinin binlerce yıllık tanığı Yumuktepe
Mersin kent merkezinde bulunan Yumuktepe Höyüğü, arkeolojik açıdan büyük önem taşıyor. Neolitik Dönem'den Bizans Dönemi sonuna kadar 9 bin yıl süre yerleşim gören höyük, İç Anadolu, Suriye-Mezopotamya ve tüm Akdeniz ülkeleri arasında Prehistorik Dönemlerden günümüze dek önemli bir buluşma noktası olmuş. Şehrin kalbinde bulunan höyük, Mersin'in Neolitik dönemden bugüne kadar olan tarihini gözler önüne seriyor.
Heyecan verici Soli Pompeipolis (Viranşehir)
Mersin'in Mezitli İlçesi'nde bulunan ve çevresi çağdaş yapılarla çevrili olan Pompeipolis ören yeri heyecan verici bir görünüme sahip. 20 katlı blok apartmanların arasındaki etkileyici görüntüsü yüzlerce yıl öncesinin atmosferini günümüze taşıyor. Antik Kentteki Sütunlu Yol, kentin zenginliğini ve mimari başarısını göstermeye fazlasıyla yetiyor. Kentin denize doğru inen 450 m uzunluğunda, 10 m genişliğindeki caddesinin 2. veya 3. yy'da yapıldığı düşünülüyor. Caddeyi süsleyen 200 sütundan 41'i gün yüzüne çıkarıldı. Önemli bir Roma kenti olan Soli 'de kazılar hala sürüyor ve antik kentin geçmişi aydınlatılmaya devam ediyor.


Mersin Müzesi
Mersin'in zengin arkeolojik dokusunu yansıtan Mersin Müzesi, ziyaretçilerini çeşitli dönemlere ait benzersiz eserlerle buluşturuyor Arkeolojik ve etnografik eserlerin teşhir edildiği müze koleksiyonu oldukça zengin.
Mersin Atatürk Evi ve Müzesi
1897 yılında yaptırılan ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün 20 Ocak 1925 tarihinde eşi Latife Hanım'la birlikte Mersin'e geldiğinde kalmış olduğu tarihi yapı, bugün Atatürk Evi ve Müzesi olarak hizmet veriyor. Müzenin birinci katında, Atatürk'ün değişik tarihlerde Mersin'i ziyaretleri ve Kurtuluş Savaşı ile ilgili fotoğraf ve belgeler, ikinci katında ise çalışma, dinlenme, yatak ve misafir odaları ile şahsi eşyaları bulunuyor.
Peygamberler Kenti Tarsus
Her dönem hareketli bir ticari ve siyasi merkez olan ve kültürlerin kesişme noktasında bulunan Tarsus, uzun ve zengin tarihi ile geçmişten bugüne renkli bir yaşama sahne olmuş. Dünyada Hıristiyanlığın ilk yayıldığı yerler arasında bulunan Tarsus, önemli bir inanç merkezi olarak öne çıkıyor. Tarsus'da Danyal Peygamber Makami, St. Paul Kuyusu ve Kilisesi, Yedi Uyurlar Mağarası (Eshab-I Kehf) ve çok sayıda tarihi değer bulunuyor.


İlk Hristiyanlar ve Aziz Paul (Paulus)
Tarsus'ta bir Yahudi olarak dünyaya gelen ve genç yaşta eğitim için gittiği Kudüs'te yeni yayılmaya başlayan Hıristiyanlığa karşı başlayan saldırıların içinde yer alan St. Paul, daha sonra Hıristiyanlık inancını benimsiyor ve vaftiz olarak Paul adını alıyor.
Kendisini Hıristiyanlığı yaymaya adayarak bu amaçla yollara düşen St. Paul, Hıristiyanlık adına birinci yüzyılda yapılmış en uzun ve etkili yolculuklara çıkıyor.
Kent merkezinde St. Paul'un evinin bulunduğu yer olarak kabul edilen avluda bulunan kuyu, St. Paul Kuyusu olarak biliniyor. Bahçede yapılan küçük bir kazı çalışmasında bazı duvarlar ortaya çıkarıldı. Yer altında ortaya çıkarılan ev kalıntısı cam bir kapakla korunuyor. Derinliği 38 metre olan kuyunun suyu yaz-kış hiç eksilmiyor. Eskiden Kudüs'e hacı olmak için yöreden geçen Hıristiyanlar kutsal sayılan bu kuyu suyundan içmeyi ihmal etmiyorlarmış.


Yedi Uyurlar / Eshab-ı Kehf
Tarsus'taki Eshab-ı Kehf Mağarası "Yedi Uyurlar" olarak farklı dinlerde benimsenen ve kutsallık atfedilen yedi inanmış gencin “uyudukları" yer olarak biliniyor. Türkiye'de de yaygın olarak bilinen bu efsanedeki yedi gencin yaşadıkları, halk arasında farklı şekillerde öyküleştirilmiş, dilden dile, kuşaktan kuşağa aktarılarak bugünlere kadar gelebilmiş. Bütün anlatılanlarda ortak olan ana tema ise yedi gencin dinsel inanca uygulanan baskıya karşı duruşları ve pasifist bir direniş göstermeleri. Anadolu'da Yedi Uyurların uyuduklarına inanılan başka yerler de bulunuyor. Ancak Tarsus'un Hristiyanlığın ilk yayılıp geliştiği yerlerden biri olduğu göz önünde bulundurulduğunda, bu efsanenin Tarsus'ta gerçekleşmiş olma ihtimali daha da öne çıkıyor.
Makam-ı Danyal Camii
Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanların saygı gösterdiği bir peygamber olan Danyal Peygamber'in yaşamıyla ilgili az sayıdaki yazılı kaynağın aksine, sözlü anlatımlar oldukça fazla. Yüzyıllardır süregelen bu sözlü anlatımlardan yola çıkılarak Danyal Peygamber'in Tarsus'ta gömülü olduğu kabul ediliyor. Kubat Paşa Medresesi'nin yanında bulunan Danyal Peygamber'e ait mezarın üzerine 1857 yılında yapılan cami, türbenin kutsallığından dolayı Makam-ı Danyal Camii olarak adlandırılıyor.


Antonius - Cleopatra aşkının tanığı Kleopatra Kapısı
Mısır'ın ünlü kraliçesi Kleopatra'nın adını taşıyan antik şehir kapısı, Tarsus'un girişindeki geniş bulvar üzerinde bulunuyor. Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın, General Antonius ile buluşmak üzere şehre geldiğinde bu kapıdan girdiği söyleniyor. Antonius'un Kleopatra'yı karşıladığı yer olduğuna inanılan bu antik kapı, tarihçilerin ve edebiyatçıların da üzerinde çok durduğu bir yapı.
Kırkkaşık Bedesteni
Ramazanoğulları Beyliğinden Piri Paşa'nın oğlu İbrahim Bey tarafından 1579'da yaptırılan Kırkkaşık Bedesteni, ilk dönemlerde imarethane (Aşevi) ve medrese olarak kullanılmışsa da, Cumhuriyetten sonra kapalı çarşı olarak işlev görmüş. Geçmişte Beyaz Çarşı olarak da bilinen Kırkkaşık Bedesteni, dikdörtgen bir plana sahip. Bedesten adını, yapının dış cephesinde bulunan kaşık süslemelerinden alıyor. Buradan yöreye özgü hediyelik eşya alabilirsiniz.


Tarsus Müzesi
Uzun yıllar tarihi Kubat Paşa Medresesi'nde hizmet veren müze günümüzde Tarsus Kültür Merkezi bünyesinde düzenlenen binada hizmet veriyor. Müzede, Paleolitik, Kalkolitik, Eski Tunç, Hitit, Urartu, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait çeşitli eserler sergileniyor.
Tarsus Evleri
Camiler, medreseler, hamamlar, türbeler gibi çok sayıda Türk - İslam eserine sahip olan Tarsus'ta sivil mimari örnekleri de görülmeye değer. Rum ve Müslüman evlerinin birçoğu ayakta ve aynı mahallenin içinde yer alıyor. Büyük kentlerin yüksek beton binalarından sonra bu evleri görmek insanın içini ısıtıyor. Tarsus'taki geleneksel yapılar, tümüyle yöredeki yapı malzemeleri kullanılarak yörenin ustalarınca inşa edilmiş. Konutların çoğu 19.yy'a ait. Bir bölümü 20.yy. başında yapılmış. 19. yy'da tarıma dayalı olarak gelişen üretim ve ticaret, özellikle ekonomik açıdan kenti zenginleştirmiş ve geliştirmiş. Bu zenginlik Tarsus evlerine de yansımış.


Mersin'den Batıya...
Zengin tarihi ile ünlü Tarsus'tan Mersin'e ve daha batıya ilerledikçe, muhteşem Akdeniz coğrafyası tüm güzellikleri ile sizi karşılamaya devam ediyor. Tatil merkezleri, kent merkezi ile birleşen Erdemli'den başlıyor ve Anamur'a, yani Antalya'ya kadar devam ediyor. Tüm bu uzun sahil boyunca denizi kirletecek tek bir sanayi bulunmuyor. Deniz, balıkçı tekneleri ile yatlara, koruma altındaki dev deniz kaplumbağaları Caretta Caretta'lar ile sevimli Akdeniz fokları Monacus Monacus'lara ait.
Antik Çağ'ın Kilikya'sından kalan zengin bir tarihe sahip olan kentler, kentleri çeviren surlar, kaleler ve burçlar, kiliseler ve manastırlar, tüm bu zenginlikler şehrin yatay coğrafyası boyunca uzanıyor.
Uzun bir sahil, kumsallar ve deniz mavisi
Mersin, kent merkezinden itibaren batıya doğru uzun bir sahile sahip. Sırtını Toros Dağlarının yeşiline dayayan sahiller farklı özellikler gösteriyor. Kimi zaman dağlar denize dik iniyor ve sert uçurumlar oluşturuyor. Denize paralel uzanan sıradağlar ise ince kumlu sahillere, denizin mavisini izleyen uzun plajlara ulaşıyor. Önde Akdeniz mavisi, biraz arkasında muz ya da portakal ve limon bahçeleri, aralarda dağların yamaçlarından denize koşan ırmaklar ve onun ardından ormanlar yükseliyor.


Kanytelleis (Kanlıdivane)
Erdemli'ye 17 km uzaklıktaki Yemişkumu Mahallesi'nden kuzeye sapan 3 km'lik yolla ulaşılan Kanlıdivane, Antik Dönem'de Olba Krallığı'nın sınırları içerisinde bulunan önemli bir dinsel merkez olarak öne çıkıyor. Bu özelliğinin Hıristiyanlık Dönemi'nde de sürdüğü, obruğun kenarındaki Bizans Dönemi'ne ait dört kiliseden anlaşılıyor. Olba Krallığı'na ait kenti yeniden düzenleyen Bizans imparatoru II. Theodosius'un (408-450) kente Neapolis adını verdiği biliniyor. Yerleşim büyük bir obruğun etrafında ve kuzeyinde kurulmuş. Toroslarda çok rastlanan karst olayıyla meydana gelen doğal çukurların en büyüklerinden olan bu obruğun, İlk Çağlardan beri kutsal bir işlev gördüğü sanılıyor.
Bölge Türk hâkimiyetine girdikten sonra Türkmen aşiretleri ören yerini kışlak olarak kullanmışlar ve bu gelenek günümüze kadar devam etmiş. Kanlidivan adının "divan" ile ilgili olduğu, dağınık Türkmen aşiretlerinin zaman zaman toplanıp kararlar aldıkları yerlere Divan denildiği; kanlı sözcüğünün ise Kanytelleis'ten ya da obruk içindeki kayaların renginden geldiği ileri sürülüyor.


Elaiussa - Sebaste (Ayaş)
Mersin-Silifke karayolunun 50. km'sinde Ayaş mevkiinde bulunan kent, Geç Helenistik Dönem'de MÖ 2.-1. yy'da kurulmuş. Hem doğal bir limana hem de verimli tarım alanlarına sahip olması kentin gelişmesi ve zenginleşmesini sağlamış. Roma ve Erken Hıristiyanlık dönemlerinde en parlak devrini yaşayan kentin ilk yerleşme alanı deniz tarafındaki tepelik burunda olmuş ve zamanla iç bölgelere yayılmış.
Ören yerinin asıl şaşırtıcı yanı çok büyük bir alana yayılan mezarlığı. Limon bahçelerinin arasında kalan büyük nekropol Anadolu'nun en iyi korunmuş Roma nekropollerinden biri durumunda. Mezarlık alanı çeşitli formlardaki anıtlarla büyük bir alana yayılıyor. Etrafta ev ya da tapınak biçiminde aile mezarları, basit ve kaideli lahitler ya da niş biçimli oyma mezarlar, chamasoria (kayaya oyulmuş lahit) biçiminde değişik formlarda çok sayıda mezar görülüyor.
Bu görkemli mezarlar değişik amaçlarla kullanılmış olmaları sonucunda zaman içinde tahrip olmuş. Yine de bu mezarlar kentin tarım ve ticaret ile ne kadar zenginleştiğini ortaya koymaya yetiyor.


Korykos Antik Kenti
Mersin'e 60, Silifke'ye 25 km uzaklıkta bulunan Korkykos Antik Kenti, karayolu üzerinde doğu-batı yönünde uzanıyor ve kıyıya yakın dağların yamaçlarına doğru yayılıyor. Kent, Roma Dönemi boyunca, 500 yıla yakın bir zaman önemli Kilikya kentleri arasında yerini almış. Bizans Dönemi'nde de gelişmiş bir liman kenti olma özelliğini korumuş. Kuzeydoğudan güneybatıya değin limanı da kapsayan, doğuda Elaiussa- Sebaste'ye, batida Cennet- Cehenneme kadar uzanan bu yerleşimle ilgili en erken bilgiler Hellenistik Dönem'e ait.
Mersin'in simgesi Kızkalesi (Deniz Kalesi)
Mersin'in simgesi haline gelen kale, belde sahilindeki küçük bir adacığın üzerinde kurulu. Kalenin kıyıya uzaklığı bulunduğunuz yere göre değişiklik göstermekle birlikte ortalama 600 m kadar. Kalede bulunan bir yazıttan buranın 1199 yılında 1. Leon tarafından yaptırıldığı anlaşılıyor. Ünlü tarih yazarı Strabon, Roma Dönemi'nde korsanların bu kaleyi barınak olarak kullandıklarından bahsediyor
Kızkalesi'nin, benzerleri farklı yerler için de anlatılan (İstanbul-Kız Kulesi) bir de söylencesi bulunuyor: "Vaktiyle bir kral varmış. Çok sevdiği tek kızının geleceğini öğrenmek için bir falcıya danışmış. Falcı, kızının bir yılan tarafından sokularak öldürüleceğini söyleyince, kızı için bu kaleyi yaptırmış ve böylece onu yılandan koruyacağını düşünmüş. Ne var ki günün birinde kıza götürülen bir üzüm sepeti içine gizlenen yılan, kızı sokarak öldürmüş."
Kızkalesi günümüzde bölgenin en önemli turizm merkezlerinden biri durumunda. Kızkalesi'nin ince kumlu uzun plajı, temiz denizi, Ekim ayı sonuna kadar rahatça denize girme olanağı sağlayan iklimi ile her gün biraz daha fazla turist çekiyor.


Adamkayalar ve Şeytan Deresi
Adamkayalar, Narlıkuyu'nun yaklaşık 11 km kuzeyinde, Karyağdı (Mitan) Vadisi'nin doğu yamacı üzerinde, yan yana işlenmiş kaya kabartmaları topluluğuna verilen mahalli bir isim.
Onbir ayrı çerçeve içerisinde yer alan Adamkayalar kabartmalarının yamaçtaki kompozisyonları içerisinde en sık yinelenen figürler, dört ölü ziyafeti sahnesine ait olanlar. Bu sahnelerde ölüler ya yalnız ya da eşleri ve oğulları ile beraber gösterilmiş. Adamkayalar kabartmalarında ölülerin oğulları ve ayrıca iki erkek kabartması, asker olarak işlenmiş.
Silifke ve Taşucu
Mersin'in önemli bir ilçesi olan Silifke, denizi, sahilleri, Anadolu'yu Kıbrıs'a bağlayan Taşucu Limanı, kentin tarihi dokusu, arkeolojik ve kültürel zenginliği ile Doğu Akdeniz kıyılarının en etkileyici turizm merkezleri arasında yer alıyor. Taşucu ise her şeyi ile turizm merkezi olma yolunda hızlı adımlarla ilerliyor.
Silifke, tarih boyunca sürekli yerleşim görmüş. Toros Dağları'ndan doğup derin bir vadide 260 km'lik yolculuğun sonunda Silifke'nin ortasından geçip denize ulaşan Göksu (Kalykadnos) Irmağı, tarih boyunca yörenin yaşam kaynağı bolmuş. Bugün de olmaya devam ediyor.
Tarih boyu yaşam kaynağı Göksu Deltası
Silifke İlçesi'nin güney kenarında, Göksu Irmağı'nın taşıdığı alüvyonların oluşturduğu bir kıyı ovası olan Göksu Deltası, bölge ve ülke ekonomisi için olduğu kadar yaban hayatı için de büyük önem taşıyor.
Akdeniz bölgesinde doğal yapısını koruyabilmiş sulak alanlardan birisi olan Göksu Deltası, farklı habitatları iç içe barındırması nedeniyle çok sayıdaki su kuşuna üreme, beslenme, kışlama ve konaklama olanağı sağlıyor. Özellikle kış aylarında İç Anadolu Bölgesi'ndeki sulak alanların donması sonucu pek çok su kuşu kışı geçirmek için Göksu'ya geliyor.
Balıkçılığın devamlılığı açısından da yaşamsal önem taşıyan delta, balıkların yumurta döktüğü, yavru balıkların beslendiği ve korunduğu bir alan. Deltada yer alan göller ve ırmağın denize döküldüğü bölge ile yakın kıyıları yavru balıklar için barınma alanı.






Nesilleri tehlikede olan kuş türlerini barındırıyor
Bugüne kadar bölgede 332 kuş türü tespit edilmiş. Bu rakam bugüne kadar tek bir sulak alanda gözlenmiş en yüksek sayı. Küçük karabatak, tepeli pelikan, yaz ördeği, pasbaş patka, büyük orman kartalı ve şah kartal gibi nesilleri tehlikede olan türleri barındırması nedeniyle de önem taşıyor. Ayrıca küçük balaban, gece balıkçıl, alaca balıkçıl, erguvani balıkçıl, turaç, kocagöz, bataklık kırlangıcı, akça cılbıt, mahmuzlu kız kuşu ve küçük sumru gibi türler de burada ürüyor.
Silifke Halk Oyunlarının ünü ülke sınırlarını aştı
Silifke halk oyunları Türkiye'de olduğu kadar uluslararası alanda da tanınıyor. Folklor ekibi birçok uluslararası yarışmada ödüller kazanmış durumda. Yörük - Türkmen kültürünü yansıtan halk dansları kadar türküleri ile de ünlü olan Silifke folkloru çok hareketli ve çok renkli. Geleneksel seyirlik oyunlarla zenginleşen folklorun yaşatılması ve geliştirilmesi için belediye ve sivil toplum kuruluşları çabalarını aralıksız sürdürüyor.
Aya Thekla (Hagia Theokleia) /Meryemlik
Hıristiyanlığın en eski dini merkezlerinden biri olan ve Meryemlik adıyla da anılan Aya Tekla, Silifke ilçe merkezinin 5 km güneyinde bulunuyor. Kentte, yer altı mabedinin yanı sıra, Azize'nin ölümünden sonra yapılmış üç nefli Azize Thekla Kilisesi, Kubbeli Kilise (Zenon Kilisesi), üzeri örtülü sarnıçlar, hamam binası, Kuzey Kilise ve nekropol alanı ile kutsal yol bulunuyor. Her yıl 13-14 Eylül tarihlerinde Azize Thekla anısına yapılan anma töreninde Antik Roma Yolu'ndan kutsal alana doğru yürünüyor. İsa'nın inanışını çok tanrılı dinlere karşı savunan ve şehit olan ilk kadın olarak ilan edilen Azizenin mezarının, birkaç basamakla inilen bir mağara içinde olduğuna inanılıyor.
Taşucu
Silifke'nin hem tarihteki hem de şimdiki limanı olan Taşucu, yöreye tatile gelen turistler, yazlıkçılar, limandan Kıbrıs'a gidenler ve gelenlerle oldukça hareketli bir yer. Canlı bir turizm merkezi olan Taşucu, günün her saatinde hareketli. Sahil oteller, restoranlar ve kafe-barlarla dolu.
Taşucu'nun merkezindeki limandan Kıbrıs'ın Girne Limanı'na düzenli deniz otobüsü ve feribot seferleri düzenleniyor. Limanın karşısında büroları bulunan özel şirketlerin düzenledikleri seferlerde feribotla otomobil götürmek de mümkün. Biletler gidiş-dönüş olarak satılıyor. Sefer saatleri ise yaz ve kış aylarına göre değişiyor.


Uzuncaburç (Diocaesarea)
Arkeolojik zenginliği ile de ünlü Silifke'de bu mirasın en görkemli anıtlarından biri olan Uzuncaburç, Olba Krallığı'nın kutsal alanı olarak biliniyor. Roma, yöreye egemen olunca bu ibadet yerini Olba'dan ayırarak bağımsız bir kent haline getirmiş. Diocaesarea (Tanrı İmparator Kenti) adıyla bağımsızlaşan kent, hızla gelişerek büyük surlarla çevrilmiş. Sütunlu caddeler, Şans Tapınağı, tiyatro, spor salonu, çeşme gibi görkemli yapılarla süslenmiş. Uzuncaburç deniz seviyesinden 1.184 m yüksekte ve antik kentin yapıları ile günümüz yapıları iç içe geçmiş durumda.
Korykion Antron (Cennet- Cehennem) Obruklari ve Astım Mağarası
Cennet-Cehennem Obrukları ile Astım Mağarası, Silifke İlçe merkezinin 25 km doğusunda, Narlıkuyu'nun 2 km kuzeyinde ve Kızkalesi'nin 5 km kuzeybatısında bulunuyor.
Cennet-Cehennem alanına girerken, yolun her iki yanında Paperon antik kentine ait Roma Dönemi kalıntıları yer alıyor. Kalıntıların en önemli yapısı olan Zeus Tapınağı üç ayrı dönemde de kullanılmış. Tanrıların babası Zeus'un, Ejderha Typhon'a karşı kazandığı zaferin bir simgesi olarak bu tapınak yaptırılmış. Burada kullanılan devşirme malzemenin içinde, Olba Teukrid Hanedanlığı'na ait bir rahip listesi bulunuyor.


Cennet Obruğu
Cennet Obruğu, Antik Çağ'da Korykos Mağarası olarak adlandırılan ve her biri kayalık, geniş ve derin çukurlardan oluşan iki doğa harikasından biri. Bu çukurlar, yer altı sularının bin yıllar boyunca kireç tabakasını eritip boşaltması sonucu altı oyulan tavanın çökmesiyle meydana gelmiş. Her iki boşluk zamanla birleşmiş ve bugünkü yer altı mağara-boğaz oluşmuş.
Obruğun, elips biçimindeki ağız kısmı 250-110 m çapında, derinliği ise 70 metre. Çökük tabanının güney ucunda 200 m uzunluğunda ve en derin noktası 135 m olan büyük bir mağara girişi ve bu mağaranın ağzında küçük bir kilise bulunuyor.
Cennet Obruğuna inmek ve çıkmak pek kolay değil. 450 adet basamağı inmek ve çıkmak gerekiyor. 300. basamağa gelindiğinde ise mağaranın ağzındaki kiliseye ulaşılıyor. Kilisenin giriş kapısı üzerindeki dört satırlık yazıttan, 5. yüzyılda Paulus adında dindar bir kişi tarafından Meryem Ana'ya ithafen yaptırılmış olduğu anlaşılıyor.
Cehennem Obruğu
Cennet Çöküğü'nün 75 m kuzeydoğusunda bulunan Cehennem Çukuru da Cennet Çöküğü gibi oluşmuş. Ağız çapı 50 ve 75 m, derinliği ise 128 m olan obruğun kenarları iç bükey olduğu için aşağılara inmek oldukça zor. Cehennem veya Arasat olarak adlandırılan kuyu insanı ürperten bir görünüme sahip. Mitolojiye göre Zeus, alevler kusan yüz başlı Typhon'u buradaki bir kavgada yendikten sonra, onu Etna Yanardağı'nın altına sonsuza dek kapatmadan önce bir süre burada hapsetmiş.


Astım Mağarası
Cennet Obruğu'nun 300 m güneybatısında bulunan, 200 m uzunluktaki bu mağarada ise binlerce yılda oluşmuş sarkıt-dikit ve daha pek çok mağara oluşumları bulunuyor. Mağara havasının astımlılara iyi geldiği ne inanıldığından bu adı almış.
Porto Calamie (Narlikuyu), Poimenios Hamami ve Üç Güzeller Mozaiği
Silifke'ye 20 km, Kızkalesi'ne 5 km uzaklıktaki Narlıkuyu, Hıristiyanlık Dönemi'nde Cennet-Cehennem'e gezi ve tapınmaya gelenler için bir deniz kapısı olmuş. Buranın Orta Çağ'daki ismi Porto Calamie diye biliniyor. Hamam Cennet obruğu içindeki yer altı suyunun denize ulaştığı yerdeki tatlı su kaynağından yararlanılarak buraya yaptırılmış. Dönemin tüccarlarının banyo ihtiyacını giderdiği yer olan bu görkemli hamam yapısından, yalnızca su yalağı ile yıkanma bölümündeki taban mozaiği günümüze kadar gelebilmiş. MS 4. yy'da Paperon kentinin ahalisi tarafından kullanılan Roma Hamamı'nın tabanındaki mozaiklerde Zeus'un üç güzel kızı Aglaia, Thalia ve Euphrosyne çıplak olarak kumru ve keklikler arasında dans ederken tasvir ediliyor. Yarı tanrıça olan üç kız kardeş, güzelliği, zerafeti ve neşeyi temsil ediyor. Kralın ise Roma imparatoru Arkadios ile birlikte yönetimde olan Honorius olduğu sanılıyor.
Mozaik tablonun üzerinde bulunan ve MS 4. yy'a tarihlenen eski Yunanca yazıtın Türkçe çevirisi ise şöyledir: "Ey misafir, eğer bugüne kadar saklı kalmış olan bu güzel yıkanma suyunun kaynağını kimin bulduğunu soracak olursan, bil ki o, kralın arkadaşı Poimenios'tur ve kutsal adaları adil bir şekilde yönetmiş olan kişidir."


Aydıncık
"Oraya git, gemini boşalt, her şey satılır." Strabon...
Silifke - Taşucu ile Bozyazı arasında kalan Aydıncık, eski çağlardan başlayarak yakın zamanlara kadar hep bir liman kenti olmuş.
Dağ ile deniz arasındaki küçük bir ovada yer alan ilçenin ilk yerleşimcilerinin kimler olduğu ve ne zaman kurulduğuna dair kesin bir bilgi yok. İlçenin 38 km'lik kıyı şeridi bulunuyor. Ancak dağların dik indiği yerlerde karadan kıyıya ulaşmak mümkün değil.
En güzel plajı Tülüce Tepesi eteğindeki İncekum. İskelenin güneyinde 25 m civarında yükseklikte 200 m uzunluğunda bir yarımada bulunuyor. Bu yarımadanın ucu uzatılarak balıkçı barınağı oluşturulmuş. Barınakta bir de deniz feneri bulunuyor. Barınağın biraz ilerisinde Aydıncık'ın sulama ve içme suyunu sağlayan Soğuksu Deresi, derenin denize döküldüğü yerde ise güzel bir koy bulunuyor.


Bir liman kenti, Kelenderis
Akdeniz'in doğusu ve batısı ile Kıbrıs Adası'ndaki deniz yolu üzerinde önemli bir konumda bulunan ve antik çağdan beri bölgenin en elverişli limanına sahip olan Kelenderis, Ortaçağ'da da önemli bir liman olma özelliğini sürdürmüş ve önce Bizans, sonra Selçuklu ve daha sonra da Osmanlı dönemlerinden 20. yy. başlarına kadar Anadolu anakarası ile Kıbrıs ve oradan Afrika arasındaki deniz ulaşımında önemli bir liman olmuş. 19. yy. ortalarından başlayarak da Mersin Limanı'nın ön plana çıkması ile işlevini yitirmeye başlamış.
Kelenderis 'de bulunan sikkeler ve seramikler Akdeniz arkeolojisi için oldukça önemli. Siyah firnisli kaplar ile Attika lekythos'ları en önemli eserler arasında. Yüzyıllar boyunca kesintisiz olarak yerleşimin sürdüğü Kelenderis'den günümüze ulaşan eser oldukça az. Liman girişindeki hamam kentin kısmen ayakta kalabilen antik yapılarından. Yüzey araştırmaları ve sondaj çalışmaları dışında henüz gün ışığına çıkarılmamış olan Tiyatronun ise Anemurium'da olduğu gibi, bir meclis binası olabileceği sanılıyor.
Dünyanın ilk Kent Planı, Kelenderis Mozaiği
Kelenderis'de ortaya çıkan buluntuların belki de en heyecan verici olanı "Kelenderis Mozaiği" diye adlandırılan mozaik. Şimdiye kadar bulunmuş ilk kent planı sayılan Mozaikte bir tersane yapısı görülüyor. Kazılarda bu tersaneye ait olabileceği düşünülen bazı buluntular da açığa çıkarılmış. 5. yy. sonlarına tarihlenen mozaiğin tamamının ortaya çıkarılması için çalışmalar sürüyor.
Alahan Manastırı
Mut İlçesinin 20 km kuzeyinde Mut- Konya karayolu üzerinde bulunan Alahan Manastırı, mimarisindeki bir takım farklı teknik uygulamalar, taş işçiliği ve kabartma bezemeleri ile Anadolu'da yer alan son derece ünik eserlerden biri olarak öne çıkıyor. Manastırın 440- 442 yıllarında yapıldığı düşünülüyor. Mimari yapının heybeti, süslemeleri ve motifleri görülmeye değer.


Bozyazı
Bir tarım yerleşimi olan Bozyazı, tarihi zenginliği ve doğal güzellikleri ile son yıllarda oldukça turist çekiyor. Bozyazı kısmen antik kentin üzerine yerleşmiş. Antik dönemde Nagidos olarak anılan kentin MÖ 5.yy'da Sisamlı Nagis tarafından kurulduğu düşünülüyor. Antik Çağ yazarlarından Hekataios'a göre kent "Nagis Kubernetes" adında Semitik kökenli bir lider tarafından kurulmuş. Hekataios'un söz ettiği kişinin mitolojik bir kişilik olması da muhtemel. Kent hakkında daha kesin olan bilgi ise MÖ 2000'de Luwi halkının oluşturduğu Tarhundaşşa Krallığına bağlı olması. Asurlular MÖ 8. yy.'da Göksu Irmağı'na kadar gelmişler. Ancak Nagidos'a gelip gelmedikleri bilinmiyor.
Kent MÖ 7.yy'da Samos Kolonisi olan bir ticaret limanıymış. Kazılarda bulunan gümüş sikkeler kentin MÖ 4.yy'da ekonomik açıdan güçlü olduğunu gösteriyor.


Anamur
Hoş kokulu muzu ile tanınan Türkiye'nin en çok muz üreten yöresi olan Anamur, son yıllarda turizmde de öne çıkmaya başladı. İlçe uzun ve geniş kumsalı, temiz denizi, tarihi zenginliği, mağaraları ve çok özel bir mimariye sahip olan Anamur evleri ile çok yönlü bir turizm merkezi konumunda.
Anamur sahili göz alabildiğine kumsal...
Anamur'da kumsal çok. Kent merkezinin sahilinde de uzun kumsallı bir plaj yer alıyor. Omuzunda muz taşıyan kadın heykelinin bulunduğu kavşaktan sağa doğru sapıldığında sahile çıkılıyor. Uzun mendirek sahili ikiye ayırıyor. Kilometrelerce uzanan geniş kumsalın kum kalitesi oldukça yüksek. Kumsalın hemen arkasında ise oteller, lokantalar ve cafeler sıralanıyor.
Deniz çok temiz ve masmavi. Sahil çevresindeki oteller kumsalda şemsiye, şezlong ve yiyecek-içecek servisleri ile hizmet veriyor. Su sporları yapmak için de kumsalda istasyonlar bulunuyor. Sahilin hemen ardındaki yol akşam üzerleri araç trafiğine tamamen kapatılıyor ve yürüyüş yoluna dönüştürülüyor.
Uzun kumsala giriş ücretsiz. Otellerin bulunduğu taraf biraz kalabalık olabiliyor. Ama kumsal o kadar uzun ki sessiz sakin bir yer aramak çok da zor olmuyor.


Büyük bir kentin izleri...
Anemurium (Anemurion) Antik Kenti
Anamur Burnu'nda yer alan ve oldukça büyük bir alanı kapsayan örenyeri, yazılı kaynaklarda MÖ 4. yy'da bir liman kenti olarak geçiyor. Ancak çok daha eski tarihlerde de yerleşim olduğu biliniyor.
Antik kentin sahili yörenin en iyi plajına sahip. Ören yerindeki kalıntılar kumsalın hemen yanından başlayıp yamaçlara doğru yayılıyor. Ören yerinde ayakta kalan yapıların çoğu MS 1.yy'dan sonraki döneme tarihleniyor.
Kent, yukarı ve aşağı Anamur olarak ikiye ayrılıyor. Deniz tarafındaki aşağı kentte göz alıcı surlar, tamamlanamamış tiyatro (MS 4. yy.), odeon (konser salonu, 2. yy.), palestra (spor salonu), su kemerleri ve kiliseler ile hamamlar görülebiliyor. Nekropol Kilisesi'nin tabanında ve diğer yapılarda bulunan mozaikler müzede sergileniyor. Kentin dağa doğru yamacını kaplayan yukarı tarafında ise sayıları 350'ye varan beşik tonozlu, iki katlı ve benzer örnekleri Anadolu'da bulunmayan mezarlar yer alıyor.


Mamure (Mamuriye) Kalesi
Anamur'un sembolü sayılan Mamure Kalesi, Antalya- Mersin karayolunun üzerinde, ilçe merkezine 6 km uzaklıkta, Bozdoğan Mahallesi sınırlarında bulunuyor. MS 3. yy'ın ilk yarısında Romalılarca yapılan kale, uzun tarihi boyunca birçok kez onarım görmüş. Yolun karşı tarafında bir de Türk Hamamı bulunuyor. Hamamın giriş bölümü yıkılmış olsa da soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümleri sağlam. Halen kalenin restorasyon çalışması devam ediyor.
Göçerlikten yerleşik yaşama...
Anamur Evleri
Anamur'un merkezi ile birlikte Ortaköy ile Bozyazı ilçelerinde de görülen ve genel olarak Anamur Evleri diye adlandırılan sivil mimari örneklerinde başlıca üç tip yapı bulunduğu söylenebilir.
Arkeolojik araştırmalar, ova ve sahil kısımları dışında yaylalarda ikinci konutların eski çağlardan beri var olduğunu ortaya koyuyor. Abanoz, Güğül Tepesi, Domuz Beleni ve Çandır yaylalarında Roma Dönemi kalıcı yerleşiminden izler görülüyor.
Türklerin bölgeye geldiği dönemde büyük ölçüde hayvancılık yaptığı ve göçebe bir yaşam sürdüğü biliniyor. Yazı yüksek yaylalarda geçiriyor, kışa doğru daha alçak yerlere iniyorlarmış. Zamanla çadırdan, "sayvant" adı verilen dik çatılı tipik evciklere, sonra da günümüz betonarme yapılarına geçmişler.
Kentin marka değeri Mersin Marina
Mersin'in denizle buluştuğu noktada, "Şehir Marinası ve Sosyal Yaşam Alanı" anlayışı ile tasarlanan Mersin Marina, kentte "yeni bir yaşam kalitesi"nin kapılarını açıyor. Türkiye'nin dört bir yanından ve dünyanın çeşitli ülkelerinden konuklar ağırlayan; görsel şölen sunan manzarası, alışveriş merkezi ve yat limanının yanı sıra, dünya mutfaklarından örnekler sunulan, herkesin damak tadına uygun lezzet durağını bulabildiği Mersin Marina, kentin marka değerleri arasında yer alıyor. Türkiye'nin Doğu Akdeniz çanağındaki en büyük marinası olma özelliğini taşıyan Mersin Marina, 500'ü karada 500'ü denizde olmak üzere 1000 tekne kapasitesine sahip. Marina, 2013 Akdeniz Oyunları'nın yelken yarışlarına da ev sahipliği yaptı. Alışveriş ve eğlencenin bir arada bulunduğu Marina'da, 10 bin 500 metrekarelik alanda birçok marka mağaza, restoranlar, kafeler, barlar, seyahat acenteleri, ATM noktaları ve 850 araçlık otopark yer alıyor. Marina içindeki 2 bin kişilik Amfi Tiyatro'da ise sanat dolu Akdeniz akşamları yaşanıyor.
Yazı: Onur Şan
| Bu içerik, Mersin Kültür ve Turizm Dergisi’nin Kasım 2015 tarihli 1. sayısında yayımlanmıştır.






Zengin Akdeniz mutfağını tadın
Mersin, Akdeniz'in verdiği balık ve diğer deniz ürünleri ile ovadan dağlara doğru değişken bir iklimin çeşitlenen tarım ürünlerine sahip. Bu zengin fauna ve flora ortaya büyük bir mutfak çıkarıyor. Akdeniz'in bütün kıyıları gibi tarih boyunca insanların sürekli hareket ettiği, deniz ticareti yolu ile farklı bölgelere gidip gelen gemilerin, insanların taşıdıkları kültürel çeşitlilik de bu özelliğe eklendiğinde zengin bir mutfak ortaya çıkıyor.
Mersin ve çevresindeki turizm tesislerinin tümünde yerel mutfağın tüm ürünlerini bulabilmeniz mümkün. Kebap çeşitleri mutfağın temelini oluşturuyor. Bunlardan en yaygın olanı, neredeyse her sokak başında bulunan, küçük parçalara ayrılmış biftekten yapılan Tantuni. Deniz ürünlerinin başında ise "Jumbo" denilen iri karidesler, doğu Akdeniz'in en beğenilen balığı lagos, çipura, kalamar, akya, eşkina ve ahtapot geliyor.
Mersin'in tatlı çeşidi de oldukça zengin. En özgün tatlı, havuçtan yapılan cezerye ve her yerde bulunuyor. Künefe ve özel kreması ile kerebiç de oldukça meşhur.


Alışveriş yapın
Mersin'de geleneksel ve modern çok sayıda alışveriş merkezi bulunuyor. Bu alışveriş merkezlerinde Mersin ve ilçelerinin yöresel özelliklerini yansıtan çeşitli hediyelik eşyalar alabilir, bölgenin el sanatlarına ait çok özel halı ve kilim çeşitlerini, rengârenk iğne oyaları ve yazmaları görebilirsiniz.
Akdeniz Bölgesi'nin ilk açıkhava alışveriş merkezi olan Forum Mersin, spa, restoran, bar, yat kulübü ve spor merkezi gibi birçok sosyal olanağın bulunduğu Mersin Marina ve Tarsus'ta bulunan Tarsu Alışveriş Merkezi ve Kırkkaşık Bedesteni bunlardan sadece birkaçı.
Kuşları kıskandıracak bir dans, Yamaç Paraşütü yapın
Amatör ve profesyonel yamaç paraşütçülüğü için uygun hava akımı ve doğal dokuya sahip olan Mersin'de, oldukça fazla yamaç paraşütü parkur alternatifi bulunuyor. Bu parkurlardan bazıları Tarsus/Eshab-l Kehf, Tarsus/Kartaltepe, Tarsus/Çanaktepe, Yenişehir/Gelincik Tepesi, Toroslar/Arslanköy-Yaylacık, Erdemli/Akpınar-Göktepe, ve Silifke/Tisan Tepesi.


Akdeniz'in ışıltısını denizin metrelerce altında keşfedin
Sualtı dünyasına ilgi duyanlar için Mersin favori yerler arasında bulunuyor. Amatör ya da profesyoneller için uygun dalış parkurları, deniz fauna ve florasını görebilmeniz, deniz mağaralarını keşfetmeniz ve fotoğraflarını çekebilmeniz için birbirinden keyifli anlar sunuyor. Mersin'de bulunan sualtı dalış parkurları: Akyar (Silifke), Narlıkuyu (Silifke), Susanoğlu (Silifke), Altınorfoz Oteli (Silifke), Kızkalesi (Erdemli), Paşa Türbesi (Erdemli), Taşucu (Silifke), Boğsak (Silifke), Tisan-Mavikent, Büyükeceli ve Aydıncık.
Mersin destinasyonunda Kongre Turizmi ile buluşun
Mersin sahip olduğu tarihi, kültürel ve doğal değerleri ile turizmin gelişen cazibe merkezi konumunda. Türkiye'nin ve dünyanın belli başlı merkezlerine ulaşım bağlantısının kara, hava ve deniz yolu ile olması, alternatif destinasyonlar ve turizm aktivitelerinin çeşitliliği, Türk Mutfağının yöresel zenginliği, mükemmel iklim koşulları ile kongre turizmi için ideal koşullar sunuyor.
Doğanın sunduğu Huzuru mesire yerlerinin bereketinde yaşayın
Fauna ve florasının zenginliği ile ziyaretçilerini etkileyen Mersin'de doğa ile baş başa kalarak keyifli anlar yaşayabileceğiniz, lezzetli alabalıkların tadına bakabileceğiniz, otantik yapılı mesire yerleri bulunuyor. Bunlardan bazıları: Doktorun Vadisi, Dedekavak, Karaekşi, Papazain Bahçesi, Erdemli Çamlığı, Kuyuluk Orman Mesire Yeri ve Kızılgeçit.
Yapmadan dönmeyin....
- Tarsus'ta Tarsus Müzesi, St. Paul Kuyusu ve Anıt Müzesi, Roma Yolu, Eshab-ı Kefh, Kırkaşık Bedesteni, Makam Camii, Danyal Peygamber Kabri, Nusrat Mayın Gemisi diğer tarihi eserleri görmeden, Tarsus Şelalesinde saç kavurma ve fındık lahmacun yemeden, Kırkkaşık Bedesteninden hediyelik eşya almadan, Kaynar ve Kleopatra İksiri içmeden,
- Gülek Kalesini görmeden, Karboğazı'nda kayak, piknik yapmadan, Gülek Beldesinde pirzola ve sucuk yemeden,
- Çamlıyaylayı, Cehennem Deresini ziyaret etmeden, Atdağı'nda tavuk yemeden, İğne Oyası almadan,
- Mersin Akdeniz ilçesinde Atatürk Evi, Mersin Müzesi, Mustafa Erim Kent Tarihi Müzesi, Yenişehir ilçesinde Deniz Müzesi, Mezitli de Soli Pompeipolisi, Toroslarda Yumuktepe ve Gözne Kalesini ziyaret etmeden, özel kebap çeşidi tantuniyi yemeden, meşhur tatlısı cezerye ve kerebici tatmadan, şalgam içmeden, Mersin Yat Baseninde balık ekmek yemeden, Forum ve Marina alışveriş merkezlerine uğramadan,
Erdemli'de Elauissa-Sebaste (Ayaş) ve Kanlıdivane Örenyerini ve Kızkalesi'ni gezmeden, yazın Kızkalesi plajında denize girmeden,
- Silifke'de Atatürk Evi, Silifke Müzesi, Özel Aslan Eyce Taşucu Amphora Müzesi, Astım ve Cennet-Cehennem Mağaralarını görmeden, Narlıkuyu da köy kahvaltısı, balık, sıkmabörek ve lokma tatlısı yemeden, Üç Güzeller Mozaik Müzesine uğramadan, Uzuncaburç Örenyeri ve Aya Thekla Manastırını ziyaret etmeden, ayran içmeden, Keben Narı ve çilek almadan, Susanoğlu, Kapızlı ve Boğsak plajlarında denize girmeden, Taşucu'nda yat turu yapmadan,
- Aydıncıkta Dört Ayak Anıtı ve Kelenderis Mozaiklerini görmeden,
- Gülnar da Zeyne Türbesini ziyaret etmeden,
- Mut'ta Alahan Manastırı, Mut Kalesi, Yerköprü Şelalesini görmeden, Sertavul da saç kavurma, Karaekşi de alabalık yemeden, zeytin, zeytinyağı, kayısı, Mut Karacaoğlan Parkı girişinde bulunan hediyelik eşya satış yerine uğramadan,
- Bozyazı'da muz lifinden yapılmış hediyelik eşyalardan almadan,
- Anamur'da Anemurium Örenyeri ve Mamure Kalesi'ni ziyaret etmeden, muz ve yer fıstığı almadan Mersin'den ayrılmayın...


Mersin'i Keşfedin!
Şehri adımlarken daha fazlasını keşfetmek için rotanızı çizin...