Raffi Portakal

Raffi Portakal, 1800'lü yıllardan bu yana Türkiye'nin kültür ve sanat yaşamına önemli katkılarda bulunan Portakal ailesinin üçüncü kuşak temsilcisi. İstanbul Belediyesi Mezat İşleri Müdürlüğü'nün kuruluşuna öncülük eden dedesi Yervant Portakal ve düzenlediği özel müzayedelerle, sergilerle dikkat çeken babası Aret Portakal'ın izinden gitti.

Raffi Portakal baba mesleğini bugünlere taşımanın yanı sıra dünya çapında ses getiren pek çok projeye de imza attı. Picasso, Monet, Renoir ve Dalí'nin de tablolarının yer aldığı "Batı Resminin Büyük Ustaları" sergisi, İstanbul Antika ve Sanat Fuarı müzayedeleri, Sakıp Sabancı'nın tablo ve hat eserleri koleksiyonunun "Altın Harfler" adıyla dünyanın en önemli müzelerinde sergilenmesi bunlardan sadece birkaçı.

Ayrıca özel müze ve koleksiyonlara sanat danışmanlığı yapan Raffi Portakal, koleksiyonerlik ile eser biriktirmenin birbirinden farklı şeyler olduğunun altını çiziyor ve ekliyor: "Türkiye'de koleksiyonerliğin gelişimi açısından hem dünün hem de bugünün sanatını iyi algılayabilmemiz büyük önem taşıyor."

Üç kuşaktır Türkiye'nin kültür sanat yaşamına önemli katkılarda bulunan bir ailenin mensubusunuz. Portakal ailesinin geçmişten günümüze sanatla iç içe yaşamını sizden dinleyebilir miyiz?

Portakal: Ailemin, benimle beraber üç kuşak, hatta kızımı da eklersek dört kuşaktır devam eden, Osmanlı'dan günümüze kadar gelen ve inşallah yakın gelecekte de sürecek bir kültür ve sanat serüveni var.

Benden önceki kuşaklar, yani dedem Yervant Portakal ve babam Aret Portakal, o günün şartlarına göre çok ilerici davranışlarda bulunmuşlar, sanat ve kültür adına farklı boyutlarda hizmetler vermişlerdir. Bunlara birkaç örnek verecek olursak, dedem İstanbul Belediyesi Mezat İşleri Müdürlüğü'nün kuruluşunda fahri olarak görev almış ve bizzat münadilik ve eksperlik yaparak kurumun kökleşmesini sağlamıştır. Günümüzde maalesef İstanbul Belediyesi mezat işleri işlevini tamamen yitirmiş, hiçbir şekilde günün koşullarına uygun bir faaliyette bulunamamaktadır.

Dedem bunun yanı sıra babamın da hep söylediği gibi antika eşya müzayedeleri düzenlemiş ve o günün deyimiyle büyük konakların (Sultan Hanım'ın saraylarının) müzayedelerini yapmıştır. Öyle ki dedem 32 adet saray müzayedesi yapmıştır. Babam ise çok önemli müzayedelerin yanı sıra İstanbul'da ilk kez büyük konulu sergiler düzenlemiştir. Örneğin, bir döneme ait salon takımlarının ve tüm aksesuarlarıyla birlikte yemek odalarının sergisini düzenlemiştir.

Böylelikle İstanbullular bir yaşam kültürünü eskiyi çağrıştıran eserlerle birlikte yaşamıştır. Babam düzenlediği müzayedeleri o zaman için büyük bir yenilik olan broşür ve kataloglarla zenginleştirmiştir.

Dedemin ve babamın eserleri tanımak için hem bilgileri hem de büyük yetenekleri vardı. Buna bir de eserleri anlatma becerisini eklersek, o dönemlerde insanların kendilerine yabancı gelen eserleri bile sevmelerine yol açıyordu. Daha sonra ben günün koşullarında onların izinden giderek, ama daha kapsamlı müzayede katalogları ve müzayedeler, sergi katalogları ve sergiler yapmaya devam ediyorum.

Türkiye'de sizin gibi aile mesleğini sürdüren kişi sayısı gittikçe azaldı. Bu kararı almanızda etkili olan neydi?

Portakal: Üniversite yıllarıma kadar baba mesleği antikacılığa ilgi duyuyordum. Ancak daha sonra soğudum ve bu işi yapmak istemediğimi fark ettim. Babamın ekonomik olarak sıkıntı çektiğini ve hırpalandığını görmek beni çok etkilemişti.

Bir süre sonra baba mesleğine dönmeye karar verdim. Düzenlediğimiz bir müzayedenin karını alıp kendime bir dükkan açmak istedim. Babamın itirazlarına rağmen şu andaki dükkanımı kiraladım ve delikanlılığın verdiği cesaretle tek başıma iş hayatına atıldım.

Pek çok önemli sergi ve müzayede düzenlediniz. Bunlardan sizin için en özel olanı hangisiydi?

Portakal: Bu yaptığım sergiler arasında beni en çok heyecanlandıran iki sergi oldu. Bunlardan ilki 2005 yılında gerçekleştirdiğimiz Batı Resminin Büyük Ustaları Resim Sergisi'ydi. İçinde Picasso, Renoir, Monet, Dalí gibi olağanüstü ustaların eserleri de bulunuyordu. Bir diğeri de 2007 yılında yaptığım Sarkis imzalı Anonimler Sergisi'ydi.

Koleksiyonerlik ile eser biriktirmenin aynı şeyler olmadığını dile getiriyorsunuz. Türkiye'deki örneklerini değerlendirdiğinizde, ülkemizde hangisi daha yaygın sizce?

Portakal: Koleksiyonerlik ve eser biriktirmek gerçekten çok farklı şeyler. Koleksiyonerlikte bilgi birikimi ve disiplin ön planda gelir. Halbuki eser biriktirirken gözünüze hoş gelen şeyleri satın alırsınız.

Koleksiyonun eser biriktirmekten bir diğer farkı bütünsellik taşımasıdır. Benzer eserlerin belirli bir metodolojiyle bir araya gelmesi gerekmektedir.

Türkiye'de koleksiyonerliğin gelişimini incelediğinizde nasıl bir tablo ortaya çıkıyor?

Portakal: 1970'li yılların ortalarına kadar Türkiye'de daha çok batı kaynaklı antikalar modaydı. O dönemde fazla ilgi görmeyen Osmanlı eserleri daha sonra kıymete bindi. Aynı şekilde o dönemlerde Türk resmine ve hat sanatına duyulan ilgi de çok azdı. Türk Osmanlı eserleri çok ucuz olduğu için de kıymet verilmiyordu. Sonradan anlaşıldı ki o zamana kadar yüzüne bakılmayan Türk ve Osmanlı eserleri aslında birinci sınıf antikalarmış. 0 yıllarda tüm bunlara rağmen Türk ve Osmanlı eserleri biriktirenler sonrasında hem maddi hem de manevi açıdan çok kazançlı çıktılar.

Koleksiyonerlik anlayışı açısından dünya ülkeleriyle aramızda nasıl bir fark var?

Portakal: Dünyada koleksiyonerlik çok eski; tarih öncesi çağlara kadar iner. Bugün özellikle Batı dünyasının müzelerdeki zenginliklerini eski büyük koleksiyonerlere borçluyuz.

Türkiye'de koleksiyonerliğin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Portakal: Türkiye'de koleksiyonerlik giderek gelişiyor. Bu noktada hem dünün hem de bugünün sanatını iyi algılayabilmemiz büyük önem taşıyor. Zaten ülkemizde dünden kalan çok az şey var. Bugünün Türkiye'si de bizden sonraki kuşaklar tarafından sorgulanacak. Bu nedenle yarınlarımıza bir şeyler bırakabilmemiz için geçmişimizi iyi bilip bugünümüzü iyi yaşamalıyız.

Söyleşi: Derya Şahin Şan

| Bu söyleşi, Haziran 2008'de "Guru” dergisinde yayımlanmıştır.

“Geçmişini iyi bil bugünü iyi yaşa”