

Sarıkeçililer
Türklerin Anadolu'yu fethetmeleriyle birlikte 11. yüzyıldan itibaren Anadolu'ya göç etmeye ve bu toprakları yurt edinmeye başlayan konar-göçer topluluklar, devletin iskân politikası çerçevesinde ya da zaman içerisinde kendi istekleriyle bugün büyük ölçüde yerleşik hayata geçtiler. Türkiye'nin konar-göçer son topluluğu olan Sarıkeçililer ise inatla bu kültürü yaşatmaya devam ediyor. Kış aylarında Mersin-Erdemli-Silifke-Gülnar-Aydıncık-Anamur sahillerinde kışlıyor, yaz aylarında ise Konya'nın Seydişehir-Beyşehir yaylalarına çıkıyorlar. Sahip oldukları tek şey develeri, davarları ve deve üzerinde oradan oraya gezdirip durdukları eşyaları. Atalarından öğrendikleri asırlık göç yolları üzerinde bir yurttan diğerine göçerken evleri olarak bildikleri doğayı koruyor, diğer tüm canlıların yaşam haklarına saygı gösteriyorlar. Varlıklarını doğanın içinde, yaşamın tümüyle birlikte devinerek sürdürüyorlar.
UNESCO tarafından hazırlanan Somut Olmayan Kültürel Miras Projesi (SOKÜM) kapsamında yaşamlarını sürdürebilmeleri için Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca desteklenme kararı alınan Sarıkeçililer, yılın tamamını çadırlarda ve göç halinde geçiriyor. Ancak günümüzde tarım alanlarının genişlemesi, devletin orman ağaçlandırma faaliyetleri ve meraların korumaya alınması göç yollarını daraltmış durumda. Bunun gibi birçok neden onları yerleşik hayata geçmeye zorluyor. Bu sebeple bugün yaklaşık 2 bin kişi olan göçer Sarıkeçililerin sayıları her geçen gün biraz daha azalıyor.
Torosların özgür çocukları
Sarıkeçililerin ilkbahar göçü nisan ayının ortalarında başlıyor. Mersin'den Orta Anadolu'ya doğru uzanan ve yaklaşık 500 kilometre süren bu uzun yolculuk, Karaman ve Konya yaylalarında son buluyor. Bahar ve yaz aylarını Orta Anadolu yaylalarında geçiren Sarıkeçililerin "Sehil Göçü" dedikleri kış göçü ise eylül ayı ortalarında başlıyor. Akdeniz'e doğru uzanan bu göç, bahar göçünden biraz daha uzun, yaklaşık olarak 2-2,5 ay kadar sürüyor. Diğer bir göç zamanı gelene kadar Silifke ve Anamur arasında bulunan Gülnar, Aydıncık, Ovacık ve Taşucu bölgelerinde konaklıyorlar.
Sarıkeçili bütün aileler birbirlerini tanıyor. Parçalar halinde göç etmelerine rağmen, göç sırasında birbirlerine destek olabilmek için iki aile birlikte hareket ettikleri de oluyor. Göç sürecinde bir ailenin konakladığı yeri onların ardından gelen diğer aile dolduruyor. Adeta bir zincirin halkaları gibi, bir ailenin konup göçtüğü yere ertesi gün başka bir aile yerleşiyor. Göç dışında konakladıkları yazlık ve kışlık yurtlarda yaşam alanları arasında en az 1-2 kilometre mesafe olmasına özen gösteriyorlar. Otlakların verimli kullanılması açısından bu oldukça önem arz ediyor. Dikkat edilen bir diğer husus ise konaklanılan bir noktaya ertesi yıl yerleşilmemesi. Doğanın kendisini yenilemesi için konaklanılan bölge bir yıl boyunca boş bırakılıyor.


Sarı Keçi'nin suyu
Sarıkeçili adının nereden geldiğiyle ilgili bir hikâye anlatılır. Bu hikâyeye göre, Orta Asya'da bulunan bir köyde susuzluk baş gösterir. Varolan göl kurumuş ve etraftaki tüm köyler susuz kalmıştır. Fakat bu köylerden birinde sarı bir keçi bir gün sakalı ıslanmış şekilde çıkagelir. Sarı keçinin sakalı ıslanmıştır, fakat etrafta hiç su kaynağı yoktur. Köylüler bu duruma anlam veremezler ve sarı keçiye bir çan takarak onu takip etmeye başlarlar. Uzunca bir süre devam eden takip sonucunda sarı keçi bir ara gözden kaybolur ve sakalı ıslanmış bir şekilde yeniden çıkagelir. Köylüler sarı keçinin geldiği yöne baktıklarında, dar bir alandan geçilerek ulaşılan büyük bir su kaynağına ulaşırlar. Sarı keçi su kaynağını bulmuştur ve bu sudan 7 köy birden faydalanır. Suyun adı Sarıkeçi suyu, keçinin bağlı olduğu oymak ise Sarıkeçililer olarak anılmaya başlar.
Bu hikâye ne kadar doğrudur bilinmez, ancak Sarıkeçili yörüklerin keçilerle olan birlikteliklerinin yaşamlarının temelini oluşturduğu bir gerçek. Her göçer Sarıkeçili ailenin yüzlerce keçisi bulunuyor ve keçilerin ihtiyaçları onların yaşam koşullarının ana hatlarını belirliyor. Çadırlar keçilerin en rahat otlayacakları yerlere kuruluyor. Her çocuk doğduğunda ona bir keçi veriliyor. Hangi obada, hangi eve giderseniz gidin, kundaktaki bebeğin ya da 6 aylık bir çocuğun 2-3 tane keçisi bulunuyor. Bu sayı artarak devam ediyor ve evlenme çağına gelindiğinde bir hayli çoğalan keçilerle birlikte yeni bir yuva kuruluyor. Tabii ki, kurulan yeni yuva da yine keçi kılından yapılmış olan kıl bir çadır oluyor. Kısacası keçi, yörüklerin hayatını idame ettiren yegâne değer olarak öne çıkıyor.
Keçi kılından yapılan kıl çadır, Sarıkeçililer için oldukça önemli. Beş adet direk üzerine dikilen ve yazın sıcaktan, kışın ise soğuktan koruyan kıl çadır, yapısal dokusu sayesinde yağmur suyunu ve karı geçirmiyor. Aynı zamanda akrep ve yılan gibi zararlı hayvanları da uzak tutuyor.
Sarıkeçili yörüklerin bir diğer önemli varlıkları ise develer. Ancak yüzyıllar boyunca göç yollarında onlara eşlik eden develerin yerlerini artık motorlu araçlar, traktörler almış. Günümüzde çok az sayıda Sarıkeçilinin devesi bulunuyor. Bu durumdan pek memnun olmasalar da artık alışmışlar. Traktörler develerin yürüdüğü sarp yollardan geçemiyor, özgürlüklerini kısıtlıyor ve aynı zamanda yakıta da ihtiyaç duyuyor.
Göç yollarında hayat
Kış yurdunu Gülnar-Kayrak Mahallesinde kuran Ahmet Bacak ve ailesi de binlerce yıllık göçer kültürü yaşatan Sarıkeçililerden. Ahmet Bacak, eşi Hatice ve çocukları Bahar, Ali ve Musa ile birlikte doğa ananın kucağında, onun döngüsüyle birlikte hareket etmeye devam ediyor.
Baba Ahmet Bacak bir kış çocuğu olarak Gülnar'da dünyaya gelmiş. Kızı Bahar ise adından anlaşılacağı üzere bahar mevsiminde dünyaya gözlerini açmış. En küçükleri Musa ise Karaman'ın Hacıbaba Dağı'nda doğmuş. Her birinin göç yollarında şekillenen bir hayat hikâyesi var.
Bacak Ailesi, günlük elektrik ihtiyaçlarını sahip oldukları ufak bir güneş enerjisi paneliyle karşılıyor. Kimi zaman çadır içerisinde kurdukları küçük bir televizyonla bizim alışık olduğumuz dünyaya bir adım atıyor ve ardından tekrar doğanın kucağına dönüyorlar.
Sarıkeçililer özgürlüklerine düşkün bir topluluk. Onların doğa içerisinde var olan ve göçlerle süren yaşamı bizlere oldukça zor görülebilir. Ancak şehir yaşantısının yapay zorlukları içerisinde sıkışan günümüz modern insanı karşısında onların yaşadıkları doğal mücadeleler, daha gerçekçi ve anlamIı...
Sarıkeçililer yüzyıllardır doğadaki bitkileri kullanarak sağlıklı yaşamayı, doğal yollarla hayvanlarını hastalıklardan korumayı biliyorlar. Sabah, alacakaranlıkta doğayla birlikte uyanan bu insanlar, her mevsimde yeni bir başlangıca, yeni bir umuda doğru yol alıyorlar.


Türkiye’de göçebe yaşamı sürdüren son topluluk olan Sarıkeçililer, kendilerine özgü yaşam biçimleriyle binlerce yıllık bir kültürü yaşatmaya devam ediyor.
| Bu içerik, Mersin Kültür ve Turizm Dergisi’nin Ocak 2016 tarihli 2. sayısında yayımlanmıştır.


Anadolu’nun son göçerleri
Yazı ve Fotoğraflar: Onur Şan