Selçuk Yaşar

İlk boya fabrikası, ilk uzun ömürlü süt fabrikası, ilk entegre et tesisi, özel sektörün ilk bira fabrikası, ilk hindi işletmeciliği, ilk balık çiftliği... Bu saydıklarımız ve daha niceleri, yaklaşık yarım yüzyıl önce İzmir Hisarönü'nün dar sokaklarının birinde, küçücük bir dükkanda temelleri atılan ve ülkemizin tarımdan sanayiye geçişinin kilometre taşlarından birini oluşturan Yaşar Holding'in gerçekleştirdiği ilkler arasında yer alıyor.

Faaliyet gösterdiği her sektörde ilklerin öncüsü olan Yaşar Holding'in kurucusu Selçuk Yaşar, iş yaşamında babası Durmuş Yaşar'ın tavsiyelerini ve Atatürk'ün "Yalnız ufku görmek kafi değildir, ufkun ötesini de bilmek ve görmek gerekir" sözlerini kendine rehber edinmişti.

İzmir'in büyük şirketleri merkezlerini birer birer İstanbul'a taşırken Yaşar Holding'i doğduğu topraklardan ayırmayan ve bundan asla pişmanlık duymayan Selçuk Yaşar, 2023 yılında aramızdan ayrıldı.

İş dünyasının duayen isimlerinden Selçuk Yaşar ile 2008 yılının Haziran ayında keyifli bir söyleşi yapmıştık. Anısına saygıyla...

İzmir'de Hisar Camii civarında, boya imalatı ve satışı yapan küçücük bir dükkândan Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk holdinglerinden birini yarattınız. Yola çıktığınızda bu kadar başarılı olmayı ve son yarım yüzyılda Türk ekonomisine damga vurmayı hedeflemiş miydiniz?

Yaşar: İş yaşantımı hiçbir zaman rastlantılara bırakmadım. Ölçülebilir ve kontrol edilebilir oranda risk almaya özen gösterdim. Ayrıca iş yaşantımda babamdan çok şeyler öğrendim. Satış ve pazarlama konularında babamın tavsiyelerine her zaman dikkat ettim. Bulunduğumuz sektörlerde daima ilkleri gerçekleştirmek için çalıştım. Dünyayı ve Türkiye'yi ekonomik ve sosyal açılardan çok yakından takip ettim. Sonuç itibarıyla Yaşar Topluluğu'nu faaliyet gösterdiği sektörlerde ilklerin öncüsü olarak Türk ekonomisine kazandırdım. Hedefime ulaştığımı söyleyebilirim. Günümüzde binlerce aile doğrudan, on binlerce aile ise dolaylı yoldan Yaşar Topluluğu'nun yarattığı ekonomik değerden yararlanıyor. Ben de işlerimi kızlarıma devrettim. Onların başarılarıyla gurur duyuyorum. Tecrübelerimi de genç kuşaklara aktarıyorum.

İlk boya fabrikası (DYO), özel sektörün ilk bira fabrikası (Türk Tuborg), ilk uzun ömürlü süt fabrikası (Pınar Süt), ilk entegre et tesisi (Pınar Et), ilk tohum üretim tesisi (Pınar Cargill), ilk entegre hayvan besiciliği (Çamlı Besicilik), ilk modern hayvan yemi üretim tesisi (Çamlı Yem), ilk hindi işletmeciliği (Çamlı Damızlık Hindi), ilk balık çiftliği (Pınar Deniz), turizmde ilk 5 yıldızlı otelerden biri (Çeşme Altınyunus) başta olmak üzere Türkiye'de pek çok ilke imza attınız. Bunlardan her birinin farklı bir kuruluş öyküsü olduğunu biliyoruz. Sizin için en ilginç ya da özel olanı bizimle paylaşır misiniz?

Yaşar: Ülkemizin ilk yerli boya fabrikası DYO, aynı zamanda topluluğumuzun temelini oluşturan bir kuruluştur. Saydığınız girişimlerimin her biri çok değerlidir. Çünkü benim jenerasyonum Türkiye'nin tarımdan sanayiye geçişinin temel kilometre taşlarını döşemiştir. DYO'nun kurulduğu yıllarda ülkemizde bir Türk boya firmasının olabileceği akıllara bile gelmiyordu. Ankara'ya defalarca giderek ve devlet yetkililerini bu işin olabileceğine bıkmadan usanmadan ikna ederek DYO'yu kurdum. Dönemin Başbakanı Merhum Adnan Menderes ve Cumhurbaşkanı Merhum Celal Bayar, İzmir'e gelişlerinde DYO'yu gurur duyarak incelemiş ve örnek göstermişti. 1954 yılında Bornova, tarımsal faaliyetlerin yapıldığı ve belirli bölgelerinde lavantenlerin yaşadığı sakin bir yerdi. Ben, o yıllarda çalışanlarımızın işe rahatlıkla gidip gelebilmeleri için yanılmıyorsam Türkiye'de ilk kez işyeri servislerini başlattım. Çünkü tren ancak belirli saatlerde sefer yapıyordu. Bu nedenle DYO benim için her zaman çok özeldir.

Peki ya Pınar Süt ve Pınar Et?

Yaşar: Bir yaz günü DYO fabrikasına giderken, Bornova'ya dönen kavşağın sağ tarafındaki SEK fabrikasında, köylülerin süt dolu güğümlerini Manda Çayı'na boşalttıklarını gördüm. Arabamı durdurup, yanlarına gittim ve neden sütleri ziyan ettiklerini sordum. Onlar da SEK fabrikasının sınırlı kapasitesinin olduğunu, soğuk hava tesisi yokluğundan ötürü özellikle yaz aylarında kapasite fazlası alıma yanaşmadığını, o yüzden de fabrikaya ürünü biraz geç getirenlerin geri çevrildiğini, kendilerinin de köyde hiç para etmeyecek sütü götürmektense dereye dökmeyi tercih ettiklerini anlattılar. O an benim kafamda uzun ömürlü süt üretecek bir tesis kurma, yani Pınar Süt projesi oluştu. Köylülere daha çok süt veren inekler dağıttık. Bir iki yıl sonra köylüler bana geldi ve "İnekler yavruladı, haydi dişilerinden yine süt alacağız, erkeklerini ne yapalım?" dediler. Bu soru Pınar Et'in kurulmasının fikir babası oldu.

Yaşar: Benim jenerasyonum çok zor koşullarda sanayicilik yaptı. Yurt dışından hammadde getirmek adeta mucize idi. Uzun yıllar döviz taşımak bile neredeyse suç sayılıyordu. Hükümetler teşvik kavramına uzaktı. Kaliteli iş gücü bulmakta zorlanıyorduk. Bu nedenle işe aldığımız personeli kendimiz eğitiyorduk. Oysa günümüzde gerek meslek liseleri gerekse üniversitelerin yetiştirdiği son derece iyi donanımlı iş gücü var. Türkiye çok önemli atılımlar yaptı. Teknolojik ve bilimsel altyapısını son derece güçlendirdi. Günümüzdeki sanayiciler de dünya ile daha yoğun bir rekabetin içinde. Tokyo, Londra, New York'ta her ne oluyorsa etkisi teknoloji sayesinde anında ülkemize ulaşıyor.

Pek çok İzmir şirketinin aksine, Yaşar Holding'in merkezini İstanbul'a taşımadınız. Bu kararınızdan ötürü hiç pişman oldunuz mu?

Yaşar: Hayır. Zaten Gebze'de DYO'nun modern bir fabrikası var. Ayrıca gıda grubunun satış ve pazarlama faaliyetlerine İstanbul'da rahatlıkla yön verebiliyoruz. Bu organizasyona sahibiz. Bu nedenle bir pişmanlık içinde değilim.

Bir İzmir ve Ege aşığı olduğunuz biliyoruz. Geleceğin İzmir'ini nasıl tasavvur ediyorsunuz?

Yaşar: Şayet İzmirliler böylesine dayanışma yoksunluğu içinde olmaya devam ederse kentimiz hak ettiği noktalara daha uzun yıllar gelemez. Burada birlik ve beraberlik yok. Oysa benim kuşağımda durum tam tersiydi. Bizler rekabet ederdik ama aramızda centilmence dayanışma da sağlardık. İzmir, sahip olduğu ekonomik, turistik ve tarihi özellikler nedeniyle her zaman ülkemizin yıldızıdır. Yeter ki bunun kıymeti bilinsin.

İzmir'in ulusal ve uluslararası tanıtımı ile ilgili aktiviteleri yeterli buluyor musunuz? Sizce İzmir'in önünü açmak için neler yapılmalı?

Yaşar: Uluslararası seminerler, kongreler, fuarlar, spor organizasyonları ve benzeri etkinliklerin daha yaygın düzenlenmesi lazım.

| Bu söyleşi, Haziran 2008'de “Guru” dergisinde yayımlanmıştır.

İlklerin öncüsü

İzmir'de sanayinin yanı sıra eğitim, spor ve kültür sanat adına da önemli yatırımlar yaptınız. Bu alanlarda yeni projeleriniz var mı?

Yaşar: 2001 yılında Yaşar Üniversitesi'ni kurdum. Ekim ayında Bornova'da AB standartlarında inşa ettiğimiz yeni kampüsümüz de devreye girdi. Türkiye'de Koç Üniversitesi, TOBB Üniversitesi ve Yaşar Üniversitesi en fazla burslu öğrenci okutan ilk üç kurumdur. Gördüğünüz gibi son derece başarılı temsil ediyoruz. Bu başarı ve prestij çıtasını önümüzdeki yıllarda daha da yukarıya taşıyacağız. İzmir'in; geleceğinde bir üniversiteler şehri olabilmesi son derece önemlidir. Biz bu misyona katkıda bulunmaktan mutluluk duyuyoruz.

İş yaşamı ile ilgili ilginç ve yeni nesiller için örnek oluşturabilecek bir anınızı bizimle paylaşır mısınız?

Yaşar: Benim iş yaşantımda en önemli rehberim babamdı. Kemeraltı'ndaki dükkanımıza gelen müşterilerimize adeta misafir gibi davranır ve onların her zaman olumlu intibalarla ayrılmalarını sağlardı. Satış ve pazarlamanın temelinde insan unsurunun ilk sırada olduğunu o yıllarda babamdan öğrendim. Bunu hiçbir zaman unutmadım.

Selçuk Yaşar'ın yapmaktan en çok keyif aldığı şey nedir?

Yaşar: Balık avlamayı seviyorum. Özellikle yaz sezonunda buna zaman ayırmaya çalışıyorum.

Tüm bu ilklere imza atmakla, Türkiye'de daha önce yapılmayanı yapma ve yeni iş alanları yaratma gibi bir misyon üstlendiğinizi söyleyebilir miyiz?

Yaşar: Elbette. Zira sizin de ifade ettiğiniz gibi boya, tarım, turizm gibi önemli sektörlerde ilkleri gerçekleştirdim. Günümüzde de dünyadaki gelişmeleri yakından takip ediyorum.

Bir röportajınızda "Yalnız gözlerimizle değil, aklımızla da görmeliyiz" demişsiniz. İş yaşamınızdaki başarınızı da bu felsefenize mi borçlusunuz?

Yaşar: Büyük önder Atatürk'ün "Yalnız ufku görmek kafi değildir. Ufkun ötesini de görmek ve bilmek gerekir" sözünü yaşantım boyunca rehber edindim. İş yaşantımdaki başarılarımı bu bakış açısına, yenilikleri yakından takip etmeye ve ekip çalışmasına önem vermeye borçluyum.

Sizin döneminizin sanayicileri ve yatırımcıları ile yeni nesil sanayicileri ve yatırımcıları kıyasladığınızda nasıl bir fark ortaya çıkıyor?

Söyleşi: Derya Şahin Şan