"Eski Van"ın Son Baharı
Van Kalesi’nin (Tuşpa) gölgesinde, bugün sadece sessiz taş yığınlarından ibaret olan o "Eski Van" şehri, 1915’in eşiğine kadar Anadolu’nun en renkli, en canlı ve en çok dilli çarşılarına ev sahipliği yapıyordu. Takvimler o son huzurlu sonbaharı gösterdiğinde, Van Gölü’nün sodalı suları kıyıyı dövüyor, kentin meşhur bağlarında son hasadın telaşı yaşanıyordu. Kimse, bu sonbaharın sadece bir mevsimin değil, binlerce yıllık bir ortak yaşamın da sonu olduğunu bilmiyordu.
Kayısı Kokulu Son İkindi
Eski Van’ın o meşhur bahçelerinde, dallarından sarkan kehribar rengi kayısılar toplanırken, rüzgâr taze meyve ve nemli toprak kokusunu sokaklara taşıyordu. Müslüman ve Ermeni komşuların bahçe duvarları üzerinden birbirine seslendiği, kışlık erzakların el birliğiyle hazırlandığı o son ikindilerde, hayatın ritmi her zamanki gibiydi. Tandırlarda ekmekler pişiyor, Van’ın gümüş işçiliğiyle ünlü dükkânlarından çekiç sesleri yükseliyordu. O günlerde "vatan", sadece üzerinde yaşanılan toprak değil, o son hasatta paylaşılan bir dilim meyvenin tadıydı.


Habersiz Bir Veda
Kentin taş döşeli sokaklarında akşam ezanı ile kilise çanlarının sesleri birbirine karışırken, insanlar evlerine dönüyor, ertesi gün sabaha her zamanki gibi uyanacağını sanıyorlardı. Oysa o sonbahar, Eski Van’ın üzerine çöken son huzur perdesiydi. Bağlarda toplanan kayısılar, kış için kurutulmak üzere serilmişti; ancak o kış, Van için hiç bitmeyecek bir karakışın habercisiydi. Birkaç ay sonra bu evlerin kapıları bir daha açılmamak üzere kapanacak, bahçeler sahipsiz kalacak ve o devasa kültür mirası küllerin altında sessizliğe gömülecekti.
Zamanın Yıkıntılarda Donması
Bugün Van Kalesi’nin zirvesine çıkıp aşağıya, o boş düzlüğe baktığınızda; sadece temelleri kalmış camileri, kiliseleri ve evleri görürsünüz. 1915 öncesinin o son baharı, bu yıkıntıların arasında bir hayalet gibi dolaşır. Zaman oradaki taşların arasında donup kalmıştır. O son hasat mevsiminde dalında bırakılan bir kayısı, aslında yarım kalmış bir hikâyenin, bitmemiş bir komşuluğun ve bir daha asla eskisi gibi olamayacak bir kentin sessiz ağıtıdır.
Derinleşmek için: Eski Van şehrinin neden kalenin eteklerinden bugünkü yerine taşındığını ve o hüzünlü düzlükte ayakta kalan tek tük yapıların (Hüsrev Paşa Camii gibi) neden hala o eski "çok sesli" günlerin yasını tutarmış gibi durduğunu hissetmek için bir günbatımında kale yamacında yürümeye ne dersiniz? Orada rüzgârın sesi, bazen kaybolmuş bir kentin çarşı uğultusuna dönüşür.